Doğu Türkistan davasını Çin’in iç meselesi görenler yanılıyor!

Doğu Türkistan davasını Çin’in iç meselesi görenler yanılıyor!

(Asım YILMAZ)

Gayeleri zamanla iki yüz milyon Çinliyi Doğu Türkistan’a yerleştirmek ve Türk nüfusunu zaafa uğratıp, asimile etmektir. Eğer bu gerçekleşirse, Doğu Türkistan İslam Dünyası’nın ikinci ‘Endülüs’ü’ olacak ve bu duruma seyirci kalan insanlık için de bir yüz karası olacaktır.

Yukarıdaki satırlar, Doğu Türkistan davasının öncülerinden İsa Yusuf Alptekin’e ait. 1985 yılında M. Ali Taşçı tarafından derlenen “Esir Doğu Türkistan için, İsa Yusuf Alptekin’in Mücadele Hatırları” ismiyle yayınlanan kitapta yer alıyor bu çağrı. 1995 yılına, bu dünyaya veda ettiği ana kadar, bütün ömrünü dünyaya Müslüman Uygur Türklerinin haklı davasını anlatarak geçirdi İsa Yusuf Alptekin. Çalınmadık kapı bırakmadı, onlarca ülkeye gitti, devlet başkanları ile görüşmelerden konferanslara kadar bulduğu her fırsatı ‘davasını’ anlatmak için kullandı. Bugün O’nun hatırları Doğu Türkistan davasına ışık tutan kaynaklardan.

Internet teknolojisinin yayılması ile birlikte artık her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Ancak bu aynı zamanda bilgi kirliliğine ve yalan yanlış propagandaya maruz kalma sonucunu doğuruyor. Bunun en dramatik örneklerinden biri de Müslüman Uygur halkının tarihi. Yüksek teknoloji ile Doğu Türkistan halkını sanal bir hapishaneye mahkûm eden Çin Komünist Partisi, internet ve sosyal medya üzerinden Uygur halkının dilini, dinini ve geçmişini silmek istiyor. Pekin Yönetimi, Uygur topraklarının asırlardan beridir kendilerinin olduğunu iddia ediyor. Sosyal medyanın kirliliğinden korunmak ve Doğu Türkistan hakkındaki gerçekleri bir kez daha dile getirmek gerekiyor.

İlk olarak kabul edilmesi gereken en önemli ve en temel konu şudur; Doğu Türkistan, Çin’in bir iç meselesi değildir. Asla da olmamıştır. Çin Komünist Partisi 1949 yılında işgal ettiği toprakları Rusya’nın da desteğini alarak kendi bölgesi ilan etmiştir. O tarihten bu yana Çin, Uygurları asimile etmek için her şeyi seferber etmiştir.

1949 öncesinde durum nedir diye bakıldığında, 880 yılında Karahanlı devletinin bugünkü Türkistan topraklarında kurulmasına öncülük eden Uygurlar, daha sonra 1218 yılına kadar Koca Uygur Hanlığı akabinde de 1750 yılına yani Çinliler tarafından gerçekleştirilen ilk işgale kadar Türk-Moğol hakimiyetinde kalmıştır. 1750 yılındaki Çin işgalini, bağımsızlıklarına düşkün Uygurlar hiçbir zaman bunu kabul etmemiş her buldukları fırsatta Çin’e baş kaldırmış hatta işgalci güçleri yenip üç kez bağımsız devlet kurmayı başarmıştır. İlki 1863 yılında Mehmet Yakup Bey tarafından kurulan devlet onun vefatından sonra Çin’in yeniden işgali ile kısa ömürlü olmuştur. 1878 yılındaki işgalden sonra 1984 yilinda bugün Pekin Yönetiminin zorla kabul ettirmeye çalıştığı ‘Xinjiang’ yani ‘yeni bölge’ adı Doğu Türkistan’a verilmiştir. Aslında ‘yeni bölge’ ismi bile Çin’in Uygur topraklarını sonradan işgal ettiğinin bir itirafıdır. Doğu Türkistan hiçbir zaman Çin’in hak iddia edeceği ‘eski toprakları’ olmadığını göstermektedir.

1931 yılında Kumul’da başlayan işgale direniş ile birlikte ikinci devlet kurma girişimi gerçek olmuş ve 1933 yılında Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu dönemde Çin ile politik çıkarları ters düşen Rusya ilk başta destek verse de daha sonra kendi işgal ettiği topraklardaki diğer Türk topluluklarına örnek olacağı endişesiyle vazgeçmiş ve bu cumhuriyetin yıkılmasına payanda olmuştur. Uygur halkı mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmemiş ve bunun neticesinde 1944 yılında Şarki Türkistan Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Maalesef bu cumhuriyetin kuruluşu 2. Dünya Savaşı sonrasında, Amerika, Rusya ve İngiltere’nin dünyayı kendi aralarında pay ettikleri talihsiz bir döneme denk gelmiştir.

2. Dünya savaşından sonra Rusya, Amerika ve İngiltere’nin liderleri dünyayı kendi aralarında toprakları paylaşmak için Yalta’da bir araya gelmiştir. 1945 yılının Şubat ayında gerçekleşen toplantıda hem Avrupa’nın durumu hem de Rusya’nın arka bahçesi denilebilecek bugünkü Orta Asya ülkelerinin bulunduğu coğrafyanın kaderini etkileyecek kararların temeli atılmıştır. Toplantıda Rusya’nın Japonlara karşı Pasifikte savaşması kararlaştırılmıştır. Akabinde Çin ve Rus Liderler Haziran ayında Moskova’da bir araya gelerek Çin-Soyvet anlaşmasını imzalamıştır. Anlaşma ile Rusya, Yalta Konferansı’nda Amerika’dan elde ettiği tavizlerin bedeli olarak Doğu Türkistan’da bağımsızlık mücadelesi veren Uygurlara desteğini kesmiştir. Buna rağmen İkinci yani Şarki Doğu Türkistan Cumhuriyeti 1949 yılında Mao tarafından gerçekleştirilen acımasız işgale kadar ayakta kalmıştır.

Çin Komünist Partisi Merkez Yönetimi’nin çalışma felsefesi dikkate alınarak, hazırlanan Çin Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Shiyuan Hao’nun ‘Etnik Milliyetçiliğe Çin Çözümleri’ adlı kitabında bugün Uygurların maruz kaldıkları zulmün nasıl meşrulaştırıldığı net bir şekilde görülmektedir: “Çin ulusunun yenilenmesi ve etnik milliyetçiliğin çözüme kavuşturulması için, Çin, emperyalist güçleri ile bu tarihi mirasların kökünü kazımalıdır.” Nitekim Xi Jinping de bağımsızlık fikrine sahip olanların Çin’in ‘kararlı gücü’ ile karşı karşıya kalacağını söyleyerek tehditlerini savurmuştur.

Bu tehditlerini gerçekleştirmek için de Uygurlar üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır Pekin Yönetimi. 2 milyondan fazla Müslüman Uygur Türkü, Nazilerin toplama kamplarına benzer hapishanelere ‘sözde eğitim’ diye gönderilmiştir. Öyle ki hiçbir gerekçe olmasa insanlar sırf telefonlarında WhatsApp var diye aylarca mahkûm edilmiş. Orada kalanlara dil, din ve kültürlerini unutmaları için her türlü baskı yapılmış, buna direnenlere elektrikli sopalarla dayak atmalardan, tacizlere, tecavüzlere kadar her türlü işkence uygulanmış. Bütün bunlar dünyaya ‘demokrasi ve insan haklarına uyuyoruz’ diyerek pazarlanmaya kalkılmış.

Burada aktarılan tarihi süreç ve sonrasında yaşananlara bakıldığında Doğu Türkistan Çin’in bir iç meselesi değildir. Bu dava, Çin’in haksız gerekçelerle, bölgede stratejik ve siyasi üstünlük sağlamak için işgal ettiği topraklarda hakkının olduğunu iddia etmesine karşı çıkmaktır. Maalesef bütün dünyanın gözleri önünde bugün Uygurlar yok edilmektedir. Bu bir uluslararası davadır. Başta İslam dünyası olmak üzere bütün ülkeler çok geç olmadan harekete geçmelidir. Aksi takdirde Uygur Liderlerden merhum İsa Yusuf Alptekin’in hatıralarında dediği gibi, “Halkım büyük bir imha tehlikesi ile karşı karşıyadır. Eğer bu imha tehlikesinden kurtulamazsa, yok olup gidecektir”