Eğer bir Uygur yakını hakkında ‘Ders çalışıyor’ diye duyarsanız bilin ki kamptadır!

Eğer bir Uygur yakını hakkında ‘Ders çalışıyor’ diye duyarsanız bilin ki kamptadır!

(Asım YILMAZ)

Annemiz biz seni çok özledik,
Her anne iyidir ama sen iyisi.
Senin hep genç kalmanı isteriz
Kalbine iyi bak, bu en önemlisi

Eşi Doğu Türkistan’a gittikten sonra bir daha onu göremeyen Kazakistan vatandaşı Sadyrzhan’ın çocuklarının annelerinin peşinden söyledikleri şarkının sözleri yukarıdaki satırlar. Belki de yıllarca göremeyecekleri annelerinin özlemi ile geçiyor günleri. Sadyrzhan’ın eşi Muyeser’in başına gelenler Müslüman Uygur Türkleri’ne Çin Komünist Partisi tarafından uygulanan zulmün emsallerinden sadece biri. Sadryzhan, tanıdıkları üzerinden onun durumunu sormak istediğinde aldığı cevap ‘ders çalışıyor’ artık. Eğer Doğu Türkistan’da bir insan hakkında ‘ders çalışıyor’ diyorlarsa bu onun toplama kampı olduğu anlamına geliyor.

Amerikan bağımsız medya kurulu PBS’in belgesel kanalı Frontline’da ‘China Undercover’ da yayınlandı Sadryzhan ve diğer mağdurların hikayeleri. Belgesel aynı zamanda Çin Komünist Partisi’nin Doğu Türkistan’da dijital duvarlarla örülü nasıl bir açık hapishane inşa ettiğini, ki bir önceki gün kaleme alınmıştı, en çarpıcı detayları ile anlatıyor. Sadyrzhan’ın Uygur Türkü eşi, iki yıl önce ailesini ziyaret etmek için memleketi Doğu Türkistan’a gitti. Gittikten bir süre sonra eşi ile irtibatı kesildi. Geride iki erkek bir kız, üç çocuk bırakmıştı, Muyeser. Çocukların annesizliğin neden olduğu travmayı atlatmaları tam olarak mümkün olmadı. Sadyrzhan, bir süre sonra eşinin Çin hükümeti tarafından Nazilerin toplama kamplarını andıran, sözde eğitim merkezine gönderildiği haberini aldı. Eşi Muyeser, kamptan bir şekilde yolunu bulup kısa bir mesaj ve video gönderdi. Kısacık video kampların nasıl olduğuna dair çok net bir fikir veriyordu. Küçücük pencereli odalar, yüksek tel örgülerle kaplı bahçe duvarları ile neredeyse ıssız toprakların ortasına inşa edilmişti kamplar. Muyeser, gözyaşları ile şöyle diyordu mesajında, “Hepinizi görmeyi umut ediyorum. Çocuklara ve kendine iyi bak.”

Yurtdışından Doğu Türkistan’a yapılan aramalar takip ediliyor
Sadyrzhan, eşini ne durumda olduğunu öğrenmek için mücadeleyi hiçbir zaman bırakmadı. Her fırsat bulduğunda Kazakistan Çin sınırına gidiyor oradan tanıdıklarını aramaya çalışıyor. Kazakistan telefon hattından Doğu Türkistan’ı aramak tehlikeli. Frontline belgesinde olduğu gibi Komünist Parti, son sistem teknolojilerle her adımını her iletişimini takip ediyordu Uygur Halkının. Sadyrzhan da sınıra gidip oradakilerden Çin telefon hattı olan birinden rica edip eşinin durumunu sorabileceği birisini arıyor. Telefona çıkan kişi, tedirgin bir sesle ‘O iyi ders çalışıyor’ deyip hemen kapatıyordu. Çünkü daha fazla uzun konuşmak takip edilme tehlikesi demek. ‘Ders çalışıyor’ ise Uygurların bir kişinin kampta olduğunu gösteren şifreli bir kelimeydi. Çünkü sanal duvarlar çevrili açık hapishaneye dönüşmüş Uygur kentlerinde insanlar neredeyse birbirleri ile konuşmayı bile kesmişti.

Muyeser, kamptan gönderdiği mesajın devamında şöyle demişti Eşi Sadryzhan’a “Biz yeniden bir araya geleceğiz, ben geri geleceğim.” Ancak Komünist Parti’nin insanların dil, din ve kültürlerini silmek için kurduğu bu asimilasyon değirmeninden öğütülüp geçenler yakınlarına bir şey olmasın diye yeni bir kimlikle hayata geri dönüyordu. Bunun en çarpıcı örneğini de yine Sadyrzhan yaşamıştı. Bir süre önce Muyeser’in kamplardan çıktığının haberin alıp ona ulaşmaya çalışınca bir eş için her bir kelimesi kurşun gibi olan şöyle bir mesaj aldı Sadyrzhan, “Bu mesajdan sonra rehberin hepsini sileceğim. Bir şey sorma biz cevap verebilecek durumda değiliz. Beni artık aramamalısın, benim ailemle de iletişim kurma. Çin’den hiç kimse ile irtibata geçme.” Bu onun sesini duyduğu son mesajdı. Çünkü mesajda da görüleceği üzere kocası Kazakistan’da yani yurt dışında olduğu için onun tarafından aranmak yeniden çile dolu kamp günlerine dönmek hatta onunla birlikte diğer aile fertlerinin de zulme maruz kalması demekti. Komünist Parti’nin insanların dini hayatını ortadan kaldırmak için uyguladığı baskıların sonucunu da gördü Sadryzhan, bir gün Çin merkezli sosyal medya hesaplarında eşinin fotoğrafına rastladı. Doğu Türkistan’a giderken başı örtülü tesettürle olan Muyeser’in yeni profil fotoğrafında başı açıktı. Ama fotoğrafa dikkatli bakılınca bunun zorla yapıldığı gözlerdeki acı ve hüzünden anlaşılabiliyordu. Sadyrzhan, “Bunu görünce kalbime bir hançerin saplandığını hissettim. Bu Çin’in ne kadar büyük baskı uyguladığını gösteriyor. O Müslüman ve Uygur kimliğini unutması için zorlandı. Bir anne olarak çocuklarını bile unutması istendi. Ama biz onu özlüyoruz ve kalbimiz bu acı ile yaşıyor” diyordu belgeselde.

“Beni telefonumda WhatsApp uygulaması var diye kampa gönderdiler”
Bugüne kadar 2 milyondan fazla Müslüman Uygur Türkü, Çin’in bu sözde eğitim kamplarına gönderildi. Şanslı olanlar kurtulup başka ülkelere sığındı. Ama hiçbiri, yaşadığı baskı ve zulmü unutmadı. Frontline yayında konuşan Rahima ve Gulzira başına gelenleri anlatırken yaşadıkları acı gözlerinden okunuyordu. Kazakistan vatandaşı Rahima’nın kampa gönderilme gerekçesi sadece WhatsApp uygulamasının telefonunda olmasıydı. 12 ay tutuklu kaldı bu gerekçe ile Rahima, “Orada insanlar zombi gibi hissetmeye başlıyor. Tek düşündüğünüz oradan ne zaman kurtulacağınız ve bu yaşananların bir rüya olması isteği. Bize dayak attılar, sürekli bağırdılar. Lanet olsun bu insanlara” diyor. 17 ay kalan bir diğer Kazakistan vatandaşı Uygurlardan Gulzira şöyle anlatıyor: “Her yerde kamera var, sınıflarda yatakhanelerde. Demir parmaklıklar ve tel örgülerle çevrili. Eğer tuvalette iki dakikadan fazla kalırsanız kafanıza elektrik şoklu sopa ile vuruyorlar. İki defa 24 saat boyunca kuru sandalyede hiç hareket etmeden oturma cezası verdiler bana” Almanya’da yaşayan Gülzire’nin de kız kardeşi Çin’e gidip bir daha haber alınamayanlardandı. Malezya’da yaşayan Gülgine, uzun bir süredir ulaşamadıkları anne ve babalarının durumunu öğrenmek için Doğu Türkistan’a gitmeye karar verdi. Ablasına giderken, “Eğer bir gün ortadan kaybolursam kimseye söyleme her yerde dinleyebiliyorlar” demişti. Giderken kız kardeşinin iyi olup olmadığını kontrol etmesi için telefondaki profil fotoğrafının değiştirmesini istedi. Ama bir gün karanlık bir yerde yüzünün yarısı bile görülmeyecek şekildeki profil fotoğrafını görünce kardeşinin ‘ders çalıştığını’ öğrendi Gülzire. O günden beri de hala haber alabilmiş değil.

Komünist Çin Partisi’nin Doğu Türkistan’da Müslüman Uygur Türklerine yaptığı bu zulümlerin en büyük mağduru ise çocuklar oldu. 500 bin çocuk aile ve yakınlarından koparılıp devlet yurtlarına ve Çinli ailelerin yanlarına gönderildi. Hem orada hem de başka ülkede yaşayıp da ailesi Doğu Türkistan’a gidip de dönemeyenler de ya öksüz ya da ya da yetim kaldı. Onlar da Muyeser’in çocukları gibi annelerinin ardından hüzün dolu şarkılar söylüyor artık.

Benim biricik annem
En güzeli
Kibar ve sevilen
Benim biricik annem