Uygurlar Coronavirüs tehlikesine karşı da yalnız bırakıldı

20 milyondan fazla Doğu Türkistan’da virüse yakalanan kişi sayısı sadece 73 müş!

(Asım YILMAZ)

Coronavirüs salgını bütün ülkeleri sarsmaya devam ediyor. Google’de coronavirüs diye arama yapıldığında karşınıza çıkan rakam dünya genelinde neredeyse 2 milyon, ki o da bu satırların yazıldığı sırada. Ama bir de Doğu Türkistan’ın durumunu öğrenmek için arama yapılsa yani Çin resmi dili ile ‘Xinjiang Coronavirüs’ yazıp arama tuşuna basılsa çıkan rakamın Komünist Parti’nin Uygurları nasıl yok saydığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Pekin yönetiminin sözde resmi rakamlarına göre hastalığa yakalanan kişi sayısı 76, tedavi edilen 73, hayatını kaybeden 3. Xinjiang yani Doğu Türkistan’daki toplam nüfusun 21 milyon olduğu düşünüldüğünde bu kadar az vaka kaydedilmesi sosyal ve tıp bilimlerinin gerçeklerine aykırı olsa gerek.

Yahudileri ortadan kaldırmak için bugün Çin’in yaptığını 2. Dünya savaşı sırasında yapan Nazilerin bir o kadar ünlü akıl hocalarından Joseph Goebbles’in en büyük taktiklerinden biri yalan üzerine propagandaydı. Şöyle diyordu Goebbles, “Propaganda esnasında yalan söyleyin, inananlar olacaktır. Şayet başarısız olduysanız devam edin. Elbette birileri ona inanacak. Bir şeyi tekrarladığınız sürece insanların ona inanma oranı artar.”

Aradan yarım asır geçtikten sonra bu taktiğin Çin tarafından gayet başarılı bir şekilde uygulandığını görüyoruz. En çarpıcı olanı da kendi ülkesinde ortaya çıkan ve dünyayı kasıp kavuran coronavirüs konusunda yaşanıyor. Hastalık ortaya çıktıktan sonra önünü almayan, karantinayı geç ilan eden Çin, iki üç hafta kadar önce hastalığı tamamen kontrol altına aldığını iddia etti. Bu süreçte ortak hareket ettiklerine dair şüphelerin gittikçe arttığı Dünya Sağlık Örgütü de Çin’in bu rakamlarını hiç sorgulamadı. Komünist Parti, ülkedeki vakaların tamamına yakınını Hubei bölgesinde olduğunu ve artık hiçbir vaka yaşanmadığını söylemeye devam ediyor. Bugün Çin’in neredeyse 10’da birinden az nüfusa sahip olan ülkelerde virüsün yayılma hızı göz önüne alındığında verilerin inandırıcı olmadığı ortada. Nitekim Amerika’da Beyaz Saray’a iletilen raporlarda da bu konuya dikkat çekilmişti. Goebbles tarzı, peş peşe söylenen yalanlara dünya kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılmak istenen toplama kamplarının merkezi Doğu Türkistan’daki rakamların bu nedenle hiçbir inandırıcılığı bulunmuyor.

Salgın hastalıklar konusundaki uzmanların hem fikir oldukları konu, coronavirüs gibi pandemik durumların hapishanelerde normal hayattan çok ama çok daha fazla tehlike oluşturduğudur. Çünkü dört duvar arasındaki insanların birbirlerine hastalığı bulaştırmama ihtimali yoktur. Komünist Parti yönetimi tarafından yapılan sayısı 1200 olan, milyonlarca Müslüman Uygur Türkünün kaldığı toplama kampları da bundan azade değildir. Hele ki oradan kurtulan tanıkların beyanları ile 50-60 kişinin daracık koğuşlarda barındırıldığı dikkate alınırsa. Bu noktada Dünya Sağlık Örgütü bir anlamda hastalık bulaşmaması için 6 adım mesafe olmalı sözünün de ne kadar ironik olduğu ve bu tavsiyelerini Çin’e dinletemediğini de söylemek gerek. Orada yaşanmış ve yaşanacak vahametleri bildiğinden dolayı, bugün Komünist Parti bırakın basın mensuplarını bağımsız uluslararası sağlık örgütü temsilcilerinin dahi kamplara girmesine asla müsaade etmemektedir. Kamplarda yakınları bulunanlar ise kendilerinden öte onların durumlarından endişe ediyor. LA Times gazetesinin haberinde yer aldığı üzere kardeşi ve babası toplama kampında bulunan Zulhayat Yaermaimaiti, Çin hükümetinin lütfedip geçen yıl imkan tanıdığı görüntülü aramada kardeşinin neredeyse kemikleri sayılacak kadar zayıfladığını hatırlarken, “Onlar bu durumla baş edemezler, onların bedenleri bu virüse karşı çok savunmasız” diyor.

Doğu Türkistan’ı virüse karşı direnmede en zayıf halkalardan biri olmasının temelinde Çin hükümetinin bölge halkını düşman gibi görmesi yatıyor. Uygur halkını sözde gönüllü bir şekilde eğitime aldık diye gönderdikleri kamplarda 2 milyondan fazla insanın kalması, orada yaşanacak tehlikenin büyüklüğünü ortaya koyuyor. Maalesef kampların dışında halkın ne durumda olduğuna dair haber almak bile mümkün değil. Çünkü, orada karantina koşullarının nasıl uygulandığı bilinmiyor, hastanelerin yetersizliği, beslenme ve temizlik ürünlerine ulaşmak da güç. Diğer taraftan bölgeden alınıp yetimhanelere yerleştirilen 500 bin Uygur çoğunun akıbetini ise kimse bilmiyor.

Kamplarda yakınları olanların akıllarına gelen bir başka endişe ise virüsün Çin hükümeti tarafından Uygurların yok edilmesinde bahane olarak kullanılması. Ortadoğu merkezli yayınlardan Albawaba’ya konu hakkında değerlendirme yapan Uygurlar haklı olarak “Kamplarda kalanların bazılarını öldürdükten sonra, Çin hükümeti hayır biz yapmadık ‘virüsten öldüler’ diyebilir. Bu bir hastalık, insanları öldürüyor” diyerek önemli bir tehlikeye dikkat çekiyor.

Son olarak, İleride bu dönemi yazacak tarihçiler Dünya Sağlık Örgütü’ne ayrı bir bölüm açmak zorunda kalacaktır. Çin’in Goebbles, tarzı yalanlarına nasıl kanıp da hiçbir şey yokmuş gibi davrandıkları için. Çünkü, WHO, Çin’i bu sözde başarısından dolayı tebrik ediyor, hatta uzmanlarından virüse keşke orada yakalansaydım diyenler bile çıktı. Halbuki, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Çin Masası Direktörü Sophia Richardson’un LA Times’a yaptığı “Uluslararası kamu sağlığı uzmanlarının Çin’in inanılmaz sayıdaki insanları karantinaya aldığı için tebrik etmeleri rahatsız edici. Keyfi olarak 1 milyon insanı tutuklamak sıra dışı bir kontrol altına alma tekniği. Bu onare etmeyi yapmadan önce insan hakları konusunda biraz hassas ve düşünceli olun” değerlendirmesindeki gibi kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum yaşanıyor.

Uygur halkının karşı karşıya kaldığı bu tehlikeli durum konusunda, Birleşmiş Milletler ve diğer Müslüman ülkelerin takındığı sessizlik ise gerçekten kara bir leke olarak tarihe geçecektir.