Röportaj | Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas, TamgaTürk’e Konuştu: Bağımsız Doğu Türkistan’ın Gerçekleşeceğine İnanıyoruz

Uluslararası Uygur Forumu Brüksel’de toplandı. Forum sonrasında Brüksel Deklarasyonu yayımlandı. Deklarasyonda uluslararası topluma Uygur Soykırımının durdurulması için acil adım atılması çağrısı yapıldı.

Forum sonrasında TamgaTürk’ün sorularını yanıtlayan Uygur Hareketi İcra Direktörü Ruşen Abbas, bağımsız bir Doğu Türkistan’ı göreceklerine inandıklarını söyledi.

Ruşen Abbas’ın sorularımıza yanıtları şöyle:

Son zamanlarda Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı soykırımın giderek sertleştiğini görüyoruz, bir süre önce Çin Virüsü bahane edilerek insanlar evlerine hapsedildi. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz? 

Çin komünist rejimi, Doğu Türkistan’da Uygur soykırımına dünyanın gözü önünde devam etmektedir. Daha önce çeşitli platformlarda da anlattığımız üzere son yıllarda toplama kampları, organ kaçaklığı, kadınların zorla kısırlaştırılması ve çocukların anne babalarından koparılmasından sonra bir adım da Covid virüsü nedeni ile atılmıştır. Haftalarca Doğu Türkistan halkı, virüs bahane edilerek evlerine kilitlenmiştir, açlığa mahkum edilmiştir. Uygur çocuklar hem açlık hem de susuzluk sonucu ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Han Çinliler otellere yerleştirilirken Uygurlar, uyduruk naylon çadırlara sözde tedavi için yerleştirilmiştir. 20 günde sadece Gulca’da 20 kişinin açlıktan öldüğü ortaya çıkmıştır. Açlık, susuzluk ve ailelerine bakamamanın getirdiği bunalıma girenler apartmanlardan kendilerini aşağı atmaktadır. Bütün bu hadiseler dünya kamuoyuna Çin’in Uygurları soykırımla yok etmek adına ne kadar zalim olduğunu bir kez daha duyurmaktadır. 

Brüksel Deklarasyonu’nda da dile getirdiğiniz 2021’de Londra’da gerçekleşen Uygur Soykırımı Mahkemesi’ne benzer girişimler devam edecek mi? Arjantin’de de Çin devletine dava açtığınızı biliyoruz. Buralarda alınan kararların diğer devletler tarafından tanınması için çalışmalar ne safhada? 

Londra’daki Uygur Halk Mahkemesi Çin’in komünist rejiminin hesap vermesi adına önemli bir adımdır. Bu mahkeme ile dünya kamuoyuna Çin’in Uygur Soykırımı’nı gerçekleştirdiği hem deliller hem de tanıklar vasıtası ile bir kez daha ispatlanmıştır. Buradan çıkan kararlar, savaş suçlularınını uluslarası mahkemelere taşımaya devam edecektir. Bu konuda sorumlu arkadaşlarımız gerekli adımları atmaktadır. Biz de bu yargı süreçlerinin hızlanması ve Çin’in yaptıklarının hesabını vermesi için takipçi olacağız. 

Çin’in Uygurlara uyguladığı soykırımı tanıyan başka ülkeler olacak mı? Sizin bu konuda çalışmalarınız ne durumda?

Uygur Soykırımı’nın sadece ABD, Kanada gibi ülkeler dışında diğer devletler tarafından da tanınması için girişimlerimiz devam etmektedir. Bu vesileyle başta Müslüman dünyası olmak üzere birçok ülkeye yönelik ziyaretler gerçekleştirmekteyiz. Son olarak Asya-Pasifik bölgesinde Endonezya ve Malezya’ya ziyaretler gerçekleştirdik. Uygur Soykırımı’nın mağdurlarından, sırf benim Doğu Türkistan’daki zulümleri anlattığım için intikam almak için kaçırılan Ablam Gülşen Abbas’ı anlatan ‘Kız Kardeşimi Arıyorum’ filmi de önemli bir araç olmuştur. Bu filmi onlarca ülkede yayınladık ve gösterim sonrası yapılan toplantılarda Uygur Soykırımı’nın tanınması çağrısı yaptık.  

Brüksel Deklarasyonu’nda çağrı yaptığınız İslam İşbirliği Teşkilatı’nın şimdiye kadar somut bir adım atmamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Üzülerek ifade etmem gerekiyor ki, maalesef İslam İşbirliği Teşkilatı, dindaşları Müslüman Uygurların Çin tarafından soykırıma maruz kalmasına sesini çıkarmamaktadır. Bunda hiç şüphesiz, Müslüman ülkelerin Çin’e karşı ekonomik olarak bağımlılığı yatmaktadır. Bir diğer önemli faktör ise İslam İşbirliği Teşkilatı ve üye ülkeler Çin tarafından yürütülen ağır dezenformasyon mekanizmasının kurbanı olmuş durumdadır. Onlar, kendi dindaşlarını dinlemek yerine Çin’in anlattığı yalanlara inanmaktadır. Çin Komünist rejimi, Doğu Türkistan’daki soykırım politikalarını ayrılıkçılarla ve terörle mücadele yalanı ile savunmaktadır. Müslüman ülke liderleri de buna inanmaktadır. 

Çin, ticari ilişkiler üzerinden dünya ülkeleri üzerinde hegemonya kuruyor. Bilhassa Kuşak-Yol adlı projeyle Türkistan ve Avrupa’da etkisini gderek artırıyor. Son olarak Almanya’da Hamburg Limanı’nı almak istemesi, Alman Başbakanı Scholz’un Çin’e gidişi gibi durumlar gördük. Hal böyleyken Çin’e karşı bu devletler etkili adımlar atabilir mi? Bu konuda sizce ne yapılmalı? 

Çin komünist rejiminin ekonomik gücünü dünyayı kendi ekseni etrafında döndürmek için kullandığı bir gerçektir. Kuşak ve Yol projesi ile Asya’dan Avrupa’ya uzanan hatta birçok ülkeyi ‘yatırım yapıyorum’ diyerek kendi hegemonyasına katmaya çalışmaktadır. Nitekim bunun izlerini BM’deki oylamalarda görmekteyiz. Diğer taraftan bazı Avrupalı liderlerin de Çin’in ekonomik gücünden medet umdukları bir gerçektir. Alman Devlet Başkanı Scholz’un Çin’e ziyareti de bunun örneğidir. Ancak Alman liderlere şunu da hatırlatmak gerekir ki, 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerle işbirliği yapan firmaların geçmişteki hatalarından özür dilemeleri gibi bir gün Çin’in Uygur Soykırımı’na ses çıkarmayan Batılı yöneticiler de aynı duruma düşecektir. Çin’in ekonomik gelişmesi ile demokrasi ve insan hakları alanındaki gelişmelerin düzeleceğine dair beklentilerde bulunan bazı batılı diplomatların da tamamen hayalperest olduğunu vurgulamam gerekmektedir. 

Türkiye ve Türk dünyasının Uygur Türkleri konusundaki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Gereken girişimler yapılıyor mu yoksa yetersiz mi? 

Türkiye, bugün Uygurların ikinci vatanıdır. Dünya genelinde en fazla Uygur’un yaşadığı ülke Türkiye, özelde ise İstanbul’dur. Türk hükümet yetkilileri Uygurlara destek anlamında birçok adım atmaktadır. Uygurlar olarak bu adımların daha fazla atılmasını beklemekteyiz. 

Uygur Türklerinin emeği sömürülerek üretilen ürünlere karşı boykot kampanyası tekrar dillendirilecek mi? Kampanyadan etkin sonuç alındığını düşünüyor musunuz?

Uygur Hareketi olarak Çin’in Uygurları köle gibi kullanıp fabrikalarda çalıştırdığı ürünleri boykot amacı ile ilgili kampanyamızı geniş şekilde yürütmekteyiz. Bizim çalışmalarımızın neticesinde, Amerika’da Uygurların zorlar çalıştırılmasını engellemeye yönelik yasa hazırlanıp yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği’ne yönelik çalışmalar da devam ediyor. Diğer devletlerin parlamentolarında da benzer yasaların çıkması için girişimlerimiz sürüyor. Uygurların köle olarak kullanılmasının önüne geçmek için de baskılarımız sürmektedir. Şu anda Çin Doğu Türkistan’daki kamplardan bazılarını hapse gönderiyor bazılarını da zorla çalıştırma fabrikalarına gönderilmektedir. Sonuçta Uygurların tamamına yakını, Doğu Türkistan’da köle gibi çalıştırılmanın kurbanı durumdadır. Şu ana kadar atılan adımların sonucunda Amerika ve Kanada gibi ülkelerde çıkarılan kanunlarla Uygurların köle gibi çalıştırılması ile elde edilen ürünlerin ithalatına sınırlama getirilmiştir. Bu ve benzeri adımlar daha da artacaktır. 

Bu arada şunu da özellikle dile getirmem gerekiyor ki, Uygurların köle gibi çalıştırılması insan hakları ihlali olmasının yanısıra dünya ekonomisinin Çin tarafından diğer şirketler aleyhine kullanılması da demektir. Köle gibi çalıştırılan Uygurlarla elde edilen ürünlerin maliyeti düşük olmakta ve diğer Çin dışındaki diğer şirketlerin rekabet gücüne darbe vurmaktadır. Son bir husus da bu uluslararası anlamda işçi haklarının ihlali de demektir. İşçi sendikalarının da bunu dinlemesi gerekmektedir. 

Uygur Türklerinin Türk Devletleri Teşkilatı’nda (TDT) temsil edilmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? TDT esir Türklerin haklarını savunmak için nasıl bir politika izleyebilir?

Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesini istiyoruz. Bu Teşkilata Uygurların dahil olmasını tabii ki istiyoruz. Bu teşkilatın esarette kalan Türk topluluklarının haklarını savunmasını istiyoruz. Şu anda ortak bir Türk dili konusunda çalışma yapılması gerektiği söyleniyor örneğin. Bu çalışmada Uygurlar mutlaka yer almalıdır. Türk dilinin gelişmesi en önemli atan kişi Kaşgarlı Mahmut, Uygur’dur. 

Bağımsız bir Doğu Türkistan’ı görebilecek miyiz?

Doğu Türkistan halkının özgür bir şekilde, uluslararası evrensel değerler ışığında, insan haklarına sahip bir şekilde yaşaması sadece bağımsız bir Doğu Türkistan ile mümkündür. Oradaki insanların hayatını mutlu bir şekilde sürdürmesi ve bugünkü zulümlerden kurtulması için muhakkak bağımsızlık gerekmektedir. Bağımsız Doğu Türkistan’ın gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu insanlara gerçekleştirilmesi zor bir ideal gibi görünebilir. Ama Allah’ın kudreti büyüktür ve sonsuzdur, biz de O’nun kudretine inanıyoruz. İnşallah yakında bağımsız bir Doğu Türkistan olacaktır. 12 Kasım Doğu Türkistan’daki Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşlarını anma günüdür. Uygurlar tarihten günümüze devlet kurma ve yaşatma tecrübesine sahiptir. Biz atalarımızın bize miras bıraktığı iki cumhuriyetin mirasını yaşatacağız ve gerçek anlamda da cumhuriyeti kuracağız. Yakında Gök Bayrak, Doğu Türkistan’da yeniden dalgalanacaktır. Herkesin bu Cumhuriyet Bayramını da tebrik ediyorum. 

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.