Muhammed İkbal bugün yaşasa Çin’in değil Uygurların yanında olurdu!

Source: Time Magazine

Source: Time Magazine

(Asım YILMAZ)

Bundan tam 110 yıl önce Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ta işgalci İtalyanlara karşı topraklarını korumak üzere savaş veriyordu. Aynı dönemde bir anda başlayan Balkan Savaşları ve diğer devletlerin İtalya’ya verdiği destek ile Osmanlı orduları savaşta mağlup oldu. Savaş sırasında 4 bin 500 Osmanlı askeri şehit oldu. İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk milletin yaşadığı bu zor günlerde diğer ülkelerdeki Müslüman aydınlar hem madden hem de manen yardıma koştu. Şüphesiz bunların başında bağımsız Pakistan fikrinin öncüsü ve Pakistanlı ünlü şair Muhammed İkbal gelmekteydi. Muhammed İkbal, Trablusgarp şehitleri için bir şiir yazdı. Bu şiirinde huzuruna çıktığı Hz. Peygamber’in kendisine hediye olarak ne getirdiğini sorması üzerine cennette bile bulunmayan bir hediye getirdiğini söyleyerek içinde Türk şehidlerinin kanının bulunduğu şişeyi Resûlullah’a sunuyordu. Çünkü Pakistanlı İkbal’e göre İslam’ın geleceği için Türklerin varlığı hayati önemdeydi. Muhammed İkbal, kurulması için mücadele ettiği bağımsız Pakistan’ın devlet halini göremeden 1938 yılında vefat etti. Türkleri baş tacı eden Muhammed İkbal’in hayalini kurduğu Pakistan, bugün maalesef bir başka Müslüman Türk topluluğunu yani Uygurları soykırıma tabi tutan Çin’e karşı gelmek yerine onun yanında saf tuttu.

Bugün bütün dünyanın gözleri önünde Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri ve diğer Müslümanlar Çin Komünist diktası tarafından soykırıma tabi tutuluyor. 2014 yılında inşa edilmeye başlayan toplama kamplarına milyonlarca Müslüman sürüldü. Toplama kampları, daha doğrusu işkence merkezlerinde sırf Müslüman oldukları için insanlar her türlü zulme maruz kaldı, kimileri hayatını kaybetti kimileri de Türklük ve İslam dinine inançlarını terk etmeye zorlandı. Bu zülme karşı direnen ve Çin’in dünyaya yutturmaya çalıştığı ‘sözde eğitim merkezi’ yalanlarını parçalayan Uygur diasporasının uzun yıllara dayanan mücadelesi sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nde Kongre’nin ve Senato’nun üyelerinin neredeyse tamamının oyu ile Çin Halk Cumhuriyeti’ne yaptırım öngören Uygur İnsan Hakları Politikası yasası kabul edildi ve Başkanın da onayı ile yürürlüğe girdi. Doğal olarak, Uygur İnsan Hakları yasasının onaylanıp yürürlüğe girmesi Çin Komünist Diktasını rahatsız etti. Hemen çeşitli açıklamalar yaparak, Uygur Diasporasının bu başarısına gölge düşürülmeye çalışıldı.

Çin hükümetinin Uygurlara karşı propagandasına ve Amerika’da çıkan yasaya tepki göstermesi beklenen bir durumdu. Ancak, bu süreçte Pakistan’ın ve Pakistanlı bazı gazetecilerin Çin’in propagandasına alet olması Uygurlar için tam bir hayal kırıklığı oldu. Geçen günlerde Çin Komünist Diktası destekli China Daily’nin hem global versiyonunda hem de Hong Kong versiyonunda Pakistanlı Kaswar Klasra imzalı bir yazı yayınlandı. Bu yazıdan bir gün önce de Ending Poverty in China internet sitesinde imzasız bir yazı ile yer aldı. Her iki yazıda da Amerika’da çıkan yasaya Pakistanlı parti temsilcilerinin ve bazı sözde uzmanların itiraz ettiklerine dair ifadeler yer aldı. Bu yazılara dikkatlice ele alındığında bugüne kadar Çin Komünist Diktasının dile getirdiği sloganların dışında hiçbir şey yer almadı. Üstelik bu sloganlar çeşitli isimlerin ağzından dile getirildi. Pakistanlı Eski Dışişleri Sekreteri Salman Bashir, Uygur yasanını Çin’in işlerine müdahale ve Amerika’nın propaganda amacı olarak tanımladı. Yazıda Pakistan hükümetine yakın kaynakların Çin’in ‘terörizm ve aşırılıkla mücadele’ etmesinin den doğal hakkı olduğuna dair düşünceleri de vardı. Pakistan ve Çin konularında yazıları bulunan Ahmed Quraishi de aynı yazıda Pakistan’da çoğunluğun Amerika’da çıkan Uygur yasanını kabul etmediği görüşünü kaydetti. Ending Poverty in China’daki yazıda ise görüşlerine yer verilen Pakistan’da iktidardaki Tahreek-e-Insaf Partisi’nin sözcüsü Komünist Diktanın Doğu Türkistan’da ‘sözde terörizm ile savaşı’ ile bölgede barışın sağlandığına dair iddiası belirtildi. Doğu Türkistan yerine Çin’in ağzı ile Şincan diye açıklamasına başlayan Ahmad Jawad, “Orada bütün etnik gruplar ayrımcılık olmadan eşit haklara sahiptir ve orada dini özgürlükler vardır” dedi.

Her iki yazı okunduğunda akla ilk gelen Muhammed İkbal’in şu sözüydü, “Müslümanlardan kaçıp Müslümanlığa sığın! Zira bu Müslümanlar, türlü kafirlikleri reva görmektedir” O ünlü şair kendi İkbal’i için İngilizlerin pek az ama pek az insana verdiği ‘Sir’ ünvanını elinin tersi ile itti ve hiçbir zaman kullanmadı. Bugün ise Pakistan’ın sözde aydınları komünist bir yönetimin propagandasına teşne oldu. Çünkü, bu yazıları yazanlara veya orada görüşlerini açıklayanlara göre kızıl yılan ‘sözde terörizm ile mücadele ediyordu.’ Komünist diktanın gerçekteki mücadelesi ise tam olarak Müslümanlık ve Türklük kimliğinin yok edilmesiydi. Her geçen gün skandal gibi patlayan belgelerde Uygur Türklerine ve diğer Müslüman toplumu mensuplarına yöneltilen ‘sözde suçlamalar’ şöyle sıralandı; İslam Peygamberi Hz. Muhammed (SAV) sünneti gereği sakal bırakmak, Müslüman bir kadının dini vecibeleri doğrultusunda başörtü takması, Ramazan’da oruç tutmak, çocuklarına Kur’an-ı Kerim öğretmek, evlatlarını ilim tahsili için bir başka Müslüman Ülke olan Türkiye’ye göndermek, camiler için sadaka toplamak ve benzerleri. Bugüne kadar evleri basılıp apar topar kamplara götürülen hangi Müslüman Uygur Türkü’nün veya diğer İslam dini mensubunun evinde bir silah yakalandı da Komünist dikta ‘sözle terörle mücadele’ etme hakkına kavuştu. Sözde tehlikeli diyerek evlerden toplanıp götürülenler sadece Kur’an-ı Kerim ve diğer dini ve milli kitaplar oldu. Başörtülü şekilde kamplara girenlerin zorla başları açtırıldı. Her gün ezan duymak isteyen kulaklara ‘komünist doktrin’ dinlettirildi. Müslüman ailelerin evlerine yani mahremlerine, Han Çinli erkekler ‘sözde akraba’ diye gönderildi. Müslüman neslini oluşturacak Uygur çocukları komünist yetimhanelere yerleştirildi. Bir Müslüman Türk gibi değil, komünist bir Çinli gibi yetiştirilmeye başlandı. Anne ve babaların gözlerini nuru Müslüman Uygur kızları, İslam dininin gereklerine aykırı olarak Han Çinlilerle zorla evlendirildi. Kamplara gönderilen kadınların karnındaki bebekler öldürüldü zorla kürtaj yaptırıldı. Zulme dayanamayıp hayatını kaybeden mazlumların organları satıldı. Ailesine ekmek götürmesi gereken babalar ve geçime destek olması beklenen anneler köle gibi fabrikalarda çalıştırılmaya başlandı.  Eğer, Muhammed İkbal’in ülkesi Pakistan adına konuşan bu Müslümanlar, İslam dininin pratiklerini yerine getirmeyi suç sayan Çin ile aynı düşünceyi paylaşıyor ve yaşanan bu kadar zulme ses çıkarmıyorsa burada geriye sadece İkbal’in bir diğer sözünü hatırlamak kaldı, “Başkalarının istediği gibi yaşayan insan, nefes alır lakin canı yoktur”