Komünist Parti’den Uygurlara akıl almaz zulüm ‘listeden suç seç yoksa kampta ebedi kalırsın!”

Çin Komünist Partisi’nin soykırım suçlarında gün geçmiyor ki yeni bir zulüm ortaya çıkmasın.  Pekin Yönetimi’nin Uygurları yok etme adına kurduğu kamplarda Nazileri aratmayan yöntemler uygulanıyor. Almanya’nın en önde gelen yayın kuruluşlarından Deutsche Welle (DW) kamplarda kalmış ve oradan kurtulup Kazakistan’a geçen dört Uygur ile görüştü. Mağdurlarla yapılan görüşmelerin sonucunda Komünist Parti yetkililerinin kamplarda kalan Uygurlara liste dağıtarak ellerine tutuşturdukları listelerden ‘suç seçmeleri’ istendiği ortaya çıktı.

Bugün bütün dünya Amerika’da polis tarafından öldürülen George Floyd’un öldürülmesi ile ayağı kalktı. Birçok ülkede ‘ırkçılığa karşı’ ve insan haklarını korumaya çağrı kapsamında haklı gerekçelerle gösteriler düzenlendi. Ama başta Müslüman ülkeler olmak üzere dünyanın gözü Doğu Türkistan’da başta Müslüman Uygur Türkleri olmak üzere, diğer Müslüman topluluklara yapılan zulüm karşısında gereken tepkiyi ortaya koymadı. Özellikle 2014 yılında inşa edilen ve Almanların Yahudileri yok etme adına kurduğu kamplara benzer şekilde inşa edilmeye başlanan ve Çin Hükümeti’nin ‘sözde eğitim merkezleri’ diye tanımladığı hapishanelerde milyonlarca Uygur akla hayale gelmedik zulümlere maruz kaldı. Fısıltı ile konuşmak bile cezalandırıldı. Üstelik birçoğu kamplara neden götürüldüğünü tam olarak öğrenemedi.

Geçen günlerde DW’nin internet sitesinde yayınlanan bir araştırma Doğu Türkistan’da Çin Komünist Partisi’nin kimsenin aklına gelmeyecek yöntemlere başvurduğunu ortaya koydu. Kamplarda kalmış daha sonra kurtulup Kazakistan’a geçen mağdurların anlattıklarına göre, orada kalanların işlemedikleri suçlardan dolayı mahkûm muamelesi yapıldığı belirtildi. DW’nin görüştüğü iki erkek ve iki kadın eski mahkûm aylarca kamplarda tutuklu kaldı. Orada kaldıkları dönemde akla hayale gelmedik baskılara ve komünist partinin propagandasına maruz kalan tutukları en çok şoke eden olay ise bir gün gardiyanların ellerinde listelerle propaganda yapılan sınıflara geldiği gündü. O gün bir elinde silah bir elinde listeleri dağıtan gardiyanlar onlara listeden suç seçmeleri talimatını verdi ve “Eğer listeden herhangi bir suçu seçmezseniz suçunuzu itiraf etmemiş olacaksınız. Suçunuzu itiraf etmemiş olursanız buradan ömür boyu çıkamazsınız” diyerek onları tehdit. Listelerde yer alan sözde suçlar ise şok ediciydi “Yurt dışındaki insanlarla temas kurmak, dua etmek, başörtüsü takmak seyahate çıkmak” ve benzerlerinin oluşturduğu 70 tane suç maddesi yazılıydı. Suçları seçenler uydurma bir mahkemede işlemedikleri fiillerden dolayı mahkûm edildi. Üstelik onları temsil edecek bir avukatları dahi yoktu. Alman yayın kuruluşunun görüştüğü eski tutuklular aylarca orada kaldıktan sonra, Kazakistan’da yaşayan ailelerinin baskısı ve Kazak hükümetinin çabaları sonucunda oradan kurtuldu ve ailelerinin yanlarına yerleşti.

Listelerin dağıtıldığı gün bazı tutuklular Çince bilmediği için onlara arkadaşları yardım etti. Hatta bir tutuklu tüberküloz teşhisi ile kamptaki hastanede yatarken listeden zorla ‘suç seçmek zorunda’ kaldı. Eski tutuklulardan habere kaynaklık eden mağdur kadınlardan biri liste dağıtıldıktan sonra günlerce kabus gördüğünü ya oradan bir daha çıkamazsa diye endişeye kapıldığını aktardı. Diğer taraftan listelerin verilmesi en azından bundan sonraki süreçte ne ile suçlanacaklarını öğrenmelerini de sağladı. Listelerdeki suçlar seçildikten sonra tutuklular teker teker yönetim ofislerine çağrılmaya başlandı ve sözde suçlardan dolayı kesilen cezalar kendilerine tebliğ edildi. Yayın kuruluşunun görüştüğü mahkumlardan biri nasıl bir ceza geleceği endişesi ile çağrıldığı sırada bayıldığını aktardı. Ofise gidince ‘yurtdışına seyahat ettiği’ için 2 yıl ceza aldığını öğrendi. Bu duruma üzülen mağdur diğer yandan kendini şanslı hisseti çünkü ona verilen ceza diğerlerine göre azdı. 6 yıl, 10 yıl ceza alanlar vardı. Bu uzun süreli cezalar ‘düzenli olarak dua etme’ gibi ibadetlerini yapanlara verildi. Kampta yer alan bir Uygur, listeden suç seçmeye itiraz edince günlerce baskıya maruz kaldı. Bu cesur tutuklu, masum olduğunu ve asla bir suça karışmadığını söyleyerek geri adım atmadı. Bu mahkûm aylar sonra kamptan çıkarıldı ve sıkı bir şekilde kontrol edilen ev hapsine alındı. Sözde mahkemelerin usul şekli de kamptan kampa değişiklik gösterdi. Kimi kamplarda tutukluların yakınları da çağrılıp onların huzurunda zorla imzalatıldı. Kiminde beş altı ‘dosya’ aynı anda karara bağlandı. Kiminde de toplu şekilde kararlar verildi.

Alman yayın kanalının tespitlerine göre sözde suç listesi 2009 yılındaki olaylardan sonra Komünist Parti’nin Uyguları baskı altına alma ve onları yok etme adına ortaya koyduğu eylemlerin başlıklarına dayanıyordu. Bu sözde suç listesinde yer alan ‘yasa dışı dini faaliyetler’ aslında İslam dininin gereği olan namaz kılmak, oruç tutmak ve içki içmemek gibi ibadetlerdi. Çin hükümeti bütün propagandasını İslam dinini ‘virüs’ gibi görme üzerine oturttuğu ve Uygur halkını yok etme adına dinlerinden koparması gerektiğini bildiğinden dolayı listede ‘dua etmenin’ Komünist Parti tarafından suç olarak görülmesi normal addediliyordu. Ama insan hakları savunucuları ve Doğu Türkistan konusunda araştırma yapan herkesin üzerinde ittifak ettiği üzere Çin hükümeti kapsamını kendisinin belirleyeceği ucu açık bir suç tanımını kabul etti ve bu da sistemin keyfiliğini ortaya koydu.

Derleyen Yunus TOPRAK