Komünist Çin Partisi’nin sürpriz olmayan bir taktiği daha: DNA’nın silah olarak kullanılması

 source: Refworld

source: Refworld

(Yunus Toprak)

Çin Halk Cumhuriyeti, günümüzde genetik araştırmalara en çok yatırım yapan ülkelerin başında geliyor. Milyarca doları bulan bu yatırımlar, Çin Komünist Partisi için insanlık yararına değil tam tersine soykırım suçlarında araç olarak kullanılıyor. Çinli teknoloji firmalarının geliştirdiği son sistem teknolojilerle başta Doğu Türkistan ve Tibet halkı olmak üzere diğer topluluklar hedef haline getiriliyor.

Naziler, 2. Dünya Savaşı sırasında yok edecekleri Yahudileri tespit etmek üzere aile bağlarını inceleyerek listeler yapıyorlardı. O dönemde listeler oluşturulurken akrabalık bağları, nüfustaki kayıtlardan yola çıkarak tespit ediliyordu. Bugün ise Çin Komünist Partisi, teknolojik gelişmeleri de arkasına alarak daha sofistike yöntemlerle soykırım uygulayacağı kitleleri belirliyor. 2017 yılından beri Doğu Türkistan’da kamplara gönderilenlerin sayısının artmasında DNA’ların toplanmasının etkisi çok. Komünist diktanın Uygurları köle gibi çalıştırıldığını rapor haline getiren Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI) tarafından hazırlan ‘Genetik Gözetleme – Genomic Surveillance’ çalışması Çin’in teknolojiyi insan haklarını ihlal etmek amacıyla nasıl kullandığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Bugün, suçluların yakalanması konusunda DNA veri tabanının kullanılması çok etkili bir yöntem. Ancak herhangi bir suç işlenmediği halde insanların DNA’larının toplanarak hedef haline getirilmesi evrensel insan hakları kurallarının çiğnenmesi anlamına geliyor. Bu nedenle Komünist Parti’nin önce Doğu Türkistan’da ve Tibet’te sistematik olarak uyguladığı sözde ‘gönüllü’ yöntemlerle DNA’ların toplama faaliyetleri uluslararası kuruluşlar nezdinde soru işareti oluşturuyor. 2003 yılında sadece suçla ilgili olarak başlatılan DNA toplama sistemi, 2013 yılında Müslüman Uygur Türkleri, Tibetliler ve diğer etnik toplulukları kontrol etme amacıyla kullanılmaya başlanıyor. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü bu girişime hemen tepki gösteriyor. 2013 yılından itibaren Tibet halkının tamamının DNA örnekleri toplanıyor. Doğu Türkistan’da ise DNA’sı toplanan insan sayısı 23 milyon. Bu da yaklaşık olarak oradaki Uygur Türkleri ve diğer Müslüman topluluklarının hepsinin DNA’larının toplandığını gösteriyor.

Uygurlar, Tibetliler ve diğer topluluklarının DNA’larının toplanması, Komünist diktanın uzun bir süredir devam ettirdiği ileri seviye teknolojinin kullanıldığı ve biyomedikal modüler sistemlerin de dahil olduğu gözetleme sistemlerine bağlı bir element haline getiriliyor. Göz taraması, parmak izi, yüz tanıma sistemleri ile birlikte daha da sofistike hale gelen bu yöntemlerle, Kızıl yönetim Doğu Türkistan ve diğer bölgeleri sanal duvarlarla açık hava hapishanesine dönüştürüyor.

2017 yılına gelindiğinde bu çalışmalar daha hızlandırılarak diğer bölgelere de yayılıyor. ASPI’nin raporuna göre bugün Çin’in elinde 140 milyon insanın DNA bilgileri bulunuyor. Milyonlarca insanın DNA bilgilerine ulaşmak için yeni bir tekniği daha devreye sokuyor Kızıl Yönetim, teknoloji firmalarının desteği ile. Bu sistemin adı ‘Y-STR – The Short Tandem Repeat – yani erkek kromozomu (Y) üzerinde meydana gelen benzersiz DNA dizileri. Bu yöntem ile sadece erkeklerden toplanan DNA’lar ile bütün bir bölgenin DNA’nın haritası çıkarılıyor. Bu sistem Amerika merkezli Thermo Fisher Scientific başta olmak üzere bir düzine Çinli şirket tarafından geliştiriliyor. Doğu Türkistan ve Tibet’te neredeyse herkesten DNA’lar alındığı için orada bu yöntemi uygulamaya gerek kalmıyor. Ama Çin’in diğer bölgelerinde ‘etkili’ bir şekilde Y-STR devreye sokuluyor. Y-STR’nin nasıl kullanıldığını en çarpıcı örneğini Henan bölgesi oluşturuyor. Nüfusu yaklaşık 95 milyonun üzerinde olan Henan bölesinin DNA haritası, erkek nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan 5,3 milyon kişiden toplanan verilerle çıkartılıyor.

Y-STR yönetimi, hiçbir evrensel değerlere ve ahlak sistemlerine saygısı olmayan Komünist Diktanın soykırım suçu işlemekte kullanıldığı etkili bir silaha dönüşüyor böylece. Çin Komünist Partisi, sadece Doğu Türkistan’da veya Tibet’te yaşayanların değil aynı zamanda onların yurt dışında bulunan akrabalarının DNA bilgilerine de erişebiliyor. Bu verileri sömüren dikta yönetimi her geçen gün nazilerden ilham alarak kurduğu toplama kamplarına daha çok mazlumu sürüyor. ASPI raporunda bu durum şöyle özetleniyor, “Aileler üzerindeki baskı bugün Doğu Türkistan sınırlarının ötesine ulaşmış durumda. Ailelerinin ve çocuklarının haklarını savunanlar ve hükümeti eleştirenler sistematik olarak tutuklanıp işkenceye maruz kalıyor.” Komünist diktanın muhalif olarak gördüğü bir insanın ailesinin cezalandırmanın çok zalimce olduğuna işaret eden raporda, “Çin’in ailelerden topladığı biyometrik örnekler, ayrıntılı bir şekilde bütün kuşaklara dair bilgileri ortaya çıkarmak için kullanılıyor. Böylece Y-STR veri tabanı muhaliflerin ailelerine devlet baskısını artırmak onları bastırmak ve etnik toplulukların insan haklarını daha da zayıflatmak sonucuna yol açıyor” değerlendirilmesi yapılıyor.

Çin hükümetinin tam desteğini alan araştırmacılar çalışmalarını bir adım daha ileriye götürerek, DNA Tipolojisi üzerinde şeytani fikirler peşinde koşuyor. DNA örneklerinin bu şekilde hesaplamalı analizi yani diğer adıyla ‘Biyo-coğrafi geçmişi çıkarma’ yöntemi ile hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir örneği inceleyerek onun geçmişine ve nereden geldiğine dair bilgilere ulaşabiliyor. Yani Çin’in herhangi bir yerinde yakalanan bir insanın kimliğini ve geçmişini söylemese de ondan alınan saç örneği veya göz irisinden yola çıkarak nereden geldiğini ve hangi topluluğa mensup olduğunu öğrenme araştırmalarına hız veriyor. Bu yöntem ise uluslararası bilimsel kurullarınca ‘etnik ayrımcılık’ için kullanılacağı için kesinlikle kabul görmüyor. Çünkü bunun bir adım sonrası herhangi bir Müslüman Uygur Türkü veya diğer topluluk mensuplarına yönelik insanlık dışı gözetleme sistemlerinin daha zalimce uygulanmasına kapı açıyor.

Uygur Hareketi (Campaign for Uyghurs-CFU) Kurucusu ve Direktörü Rushan Abbas, ASPI’nın raporunun Çin’in Doğu Türkistan’daki gerçekleştirdiği soykırım eylemlerinin büyüklüğünü bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek, “İnsanların DNA’larını toplanıp Müslüman Uygur Türkleri ve diğer Müslümanlar üzerinde silaha dönüştürülmesi hiçbir zaman kabul edilemez. Bu tamamen uluslararası evrensel hukuk kurallarının bir kez daha çiğnendiğini ortaya koymaktadır. Çin hükümetinin Uygurlara ve diğer topluluklara zulmetmeye devam ettiğinin artık diğer ülkeler tarafından da görülmesi ve buna dur denilmesi gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı.