“Kamuoyuna çok daha önce çıkmalıydım” yani “Waldo ben de artık buradayım!”

“Kamuoyuna çok daha önce çıkmalıydım” yani “Waldo ben de artık buradayım!”

Asım Yılmaz

Massacuthusetts’te yaşayan, Uygur Türklerinden Ablatt Mahsut, CS Monitor yayın kuruluşuna geçen günlerde verdiği röportajda şöyle demişti: “Uzun zaman önce kamuoyuna açıklama yapmalıydım.” Bugün başta Doğu Türkistanlıların yaşadıkları olmak üzere bunca zulüm karşısında sessiz kalan veya kalmak zorunda olan birçok insanın ilerde benzer cümleler kuracağı kaçınılmaz bir gerçek. Her ne kadar birtakım gruplar tarafından ağızlarda pelesenk haline getirilse de ‘susma sustukça sıra gelecek’ hakikati insanlık tarihi ile eş değer geçmişe sahip.

İsmet Özel’in meşhur kitaplarından birine de adını veren önemli hadiselerden biri 1846 yılında Amerika’da yaşandığı anlatılır, Bazı kaynaklarda hadisenin detayları üzerinde tartışma yaşansa da dilden dile dolaşan hikâye akıllarda yer etmiştir. Buna göre, Amerika-Meksika iç savaşı sırasında çıkarılan yeni vergi düzenlemesine Henry David Thoreau, ödeyeceği verginin bir başkasının öldürülmesinde kullanılacak silaha gideceği için karşı çıkar ve ödemez. Bunun için de hapse atılır. Yakın dostu, Ralph Waldo Emerson, telaşla arkadaşını ziyarete gittiğinde ona şöyle sorar, “Henry! Neden buradasın?” O da meşhur cevabı verir, “Waldo! Sen neden burada değilsin?”

Bugün Ablatt Mahsut’un Monitor’e yaptığı açıklama da Henry’nin Waldo’ya yönelttiği sorunun iz düşümüdür. Özellikle, 2 milyondan fazla Müslüman Uygur Türkü’nün Çin Komünist Partisi yönetimince Nazilerin sistemini aratmayan toplama kamplarına sürülmesi, 500 bin Uygur yetimin asimile edilmek üzere ailelerinden ve yakınlarından koparılması, 1 milyon Çinlinin Müslüman ailelerin evlerinin içine sokulması ve on binlerce Doğu Türkistanlının bir köle gibi dünya markalarına hizmet etmek üzere Çin’deki fabrikalarda çalışmak zorunda bırakılmasına, ses çıkarmanın zamanı geldi. Ablatt Mahsut ve yakınları başta olmak üzere Doğu Türkistan’daki Uygurlara yapılan zulüm, son yıllarda dünyanın gözleri önünde Çin tarafından sürdürülmeye devam ediyor.

Doğu Türkistan’da doğup büyümüş daha sonra Amerika’ya gelmiş ve 10 yıl önce vatandaş olmuş muhacirlerden biridir Mahsut. 2017 yılında yeğeni Mihrigul Abla’nın ikinci kez tutuklandığını ve hapse gönderildiğini öğrenir, Çin’e gitmeden önce. Tutuklanmasının gerekçesi de çok tanıdıktır, “Terörizm ve radikalizm propagandası yapan materyal bulundurmak.” Peki nedir bu materyal Kur’an-ı Kerim’in dijital kopyası. Bundan sonra Mahsut bir süre yakınlarından haber almakta zorlanır. Ne olduğunu araştırmak için Çin’e gider. Orada, yeğeninin hastaneye götürüldüğünü ve rahminin, kendi isteği ile (!) aldırıldığını duyar tıpkı benzerleri gibi. Mahsut, bu yaşananlara karşısındaki zorunlu sessiz kalmayı, “Ailemi korumak için sessiz kalmayı tercih ettim, belki faydası olur diye. Ancak işe yaramadı” diye açıklamıştır. Abla’nın bulunduğu yer olan Korla’ya gittiğinde otel odasında polis tarafından 10 saat boyunca sorguya çekilir. Geçmişine dair her şey sorulur, hatta Amerika’daki Uygur aktivistlerle irtibatı bile. Polis kendisini salmak istemez, ama o onları ertesi gün geleceğim diye ikna ederek otelden ayrılır. Hemen havaalanına gider oradan da Amerika’ya geri döner. Massachusetts’e vardıktan bir süre sonra Çin Polisi’nin akrabalarından 14 kişiyi toplama kamplarına sürdüğünü öğrenir. Aradan bir süre geçince kötü haberler almaya başlar peş peşe. Fakat yine de yaşananları duyurmak için bir grup gazeteci ile Bostan’da bir cafede bir araya gelir ve kayıt dışı olmak şartı ile konuşur. 2019 yılında kardeşlerinden Qurbanjan Mahsut’un kamplarda hayatını kaybettiğini öğrenir. Cenazeye gitmek için vize başvurusunda bulunur o da geri çevrilir. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır Mahsut için, daha önce kayıt dışı konuştuğu gazetecilerden Monitor’un temsilcisi ile aynı yerde buluşur. Bundan bir hafta önce, irtibatta olduğu tek akrabası ile de iletişimi kesilmiştir. Mahsut, Uygur halkının yaşadığı zulmü herkese anlatmaya karar vermiştir.

Uygur Hareketi Direktörü Rushan Abbas, Mahsut’un ortaya koyduğu tavrın önemine dikkat çekerken, “Bizim elimizde olan sadece umudumuz. Eğer umudumuzu kaybedersek, hiçbir şeyimiz kalmaz” diyor. Bugün, Dünya Uygur Kurultayı ve onun başkanı Dolkun Isa, Rushan Abbas ve diğer öncüler Doğu Türkistan’da yaşananlar konusunda tüm insanlığa özellikle de Müslüman toplumlara seslerini yükseltmeleri çağrısında bulunuyor. Hz. İbrahim’in atıldığı ateşe karşı bir damlacık suyu taşıyan karıncaya ‘bu su o ateşi söndürür mü?’ diye sorulduğunda o karınca gibi ‘tarafım belli olsun’ diye cevap verebilmek için bu önemli.