Eğer bu anlatılanlar da vicdanları kanatmıyorsa, biz nereye gidelim?

Çekilen acı o kadar büyük ve o kadar sarsıcı ki değil başkasına anlatmak her akla geldiğinde insan vücudunun her zerresini sarsacak şiddette zulümlerin işleniyor bütün dünyanın gözleri önünde. Çin Komünist diktasının Doğu Türkistan’da Müslüman halka zulmüne dair yeni detaylar, insan aklının alamayacağı boyutu çoktan geçtiği için ‘şok edici’ ifadesi Uygur Soykırımı’nda çekilen acıların zerresini anlatmaya yetmiyor. İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin son araştırmasında anlatılan Doğu Türkistan’da kitlesel tecavüzler, cinsel saldırılar ve kadınları hedef alan işkenceler vicdanları kanatacak boyutta. Kurulduğu günden bu yana Uygur kadınlarının haklarını savunma amacını taşıyan Uygur Hareketi’nin (Campaign For Uyghurs – CFU) direktörü Rushan Abbas, “Eğer bu anlatılanlar da uluslararası vicdanı harekete geçirmiyorsa, insanlık onurunun sonu gelmiştir” diyor.

İşgal ettiği Doğu Türkistan’da Uygur halkını yok etmek için sistematik soykırım uygulayan Çin Komünist rejiminin insanlıktan ve vicdansızlıktan bihaber nasıl bir düzen kurduğuna dair en son detaylar BBC tarafından hazırlanan haberle bir kez daha okuyanları sarsıyor. Bugüne kadar, bağımsız hiçbir basın kuruluşunun ve uluslararası örgütün Doğu Türkistan’da inceleme yapmasına izin vermeyen Çin komünist rejiminin soykırım politikasından en çok zararı kadınlar görüyor. Toplama kamplarında kalan Tursunay Ziawudun ve Gulzira Auelkhan ile orada öğretmenlik yapan Qelbinur Sedik, BBC’ye Doğu Türkistan’daki vahşeti anlattı. Dün yayınlanan haberdeki detaylar insanı o kadar üzücek boyuttaki, BBC’nin yazısının girişinde, “Haberdeki bazı ifadeleri rahatsız edici bulabilirsiniz” yazıyor. Aşağıda yer alan detaylar bu uyarının ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Doğu Türkistan’da toplama kampında 9 ay kalan Tursunay Ziawudun’un çektiği acılar:  “Bazen gece yarısından sonra hücrelere geliyor, istedikleri kadınları seçiyor ve hiçbir gözetim kamerasının olmadığı ‘kara oda’ adı verilen odaya götürüyorlardı. Beni de bir çok gece buraya götürdüler. Elektrikli bir çubuk vardı. Ne olduğunu bilmiyordum. Genital kanalıma itip elektrik şokuyla işkence ettiler. Belki de üzerimde kalacak en unutulmaz yara budur. Bu sözler bile dudaklarımdan çıkarken rahatsız ediyor.”

Soykırım kampında 18 ay kalan Gulzira Auelkhan’ın aktardığı şok edici detaylar. Kamplarda kalan genç ve güzel kadınları seçmesi için zorla görevlendirilmiş. Çinli erkeklere teslim etmeden önce onların kıyafetlerini çıkarıp kelepçelemesi istenmiş. Hatta kapıda bekçilik dahi yaptırılmış. Tecavüze uğrayan kadınları tekrar alıp koğuşuna götürmüş.

Kamplarda öğretmenlik yapan Qelbinur Sedik, oradaki bekçi kadınlardan birine tecavüz vakalarını soruyor. Bekçi kimseler duymasın diye bahçede konuşalım diyor. İşte anlattıkları: “Tecavüz kültürü gelişti. Toplu tecavüz oluyor ve Çin polisi tecavüzün yanı sıra elektrik de veriyor. Ağır işkencelere maruz kalıyorlar.” Sedik, kamplarda dört farklı elektrik şoku cihazı olduğunu da aktarıyor, “Sandalye, eldiven, miğfer ve sopayla anal tecavüz.” Sedik’in kulaklarında ise bu işkencelere maruz kalan kadınların çığlıkları hala çınlıyor.

İnsanlık vicdanını kanatan bu detaylara rağmen bugün hala Çin Komünist Rejimi’nin soykırım kamplarını ‘eğitim merkezi’ diye tanıtmasına inanma konforunu seçenlere Uygur Hareketi’nin Direktörü Rushan Abbas, “Eğer bu feryatlar da dünya liderlerinin harekete geçirmeyecekse daha ne geçirecek” diyor. Abbas, uluslararası kamuoyunun Uygur Soykırımı’nın inkarına yol açacak ve Çin’e karşı ‘ılımlı bir politika’ ile yaklaşacak her adımın tarihte kara bir leke olarak yer alacağına dikkat çekiyor.

Uygur soykırımı ve Doğu Türkistanlı kadınlara yönelik bu işkence ve zulümlere karşı dünyanın önde gelen, başta kadın hakları konusuna odaklananlar olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarının ise çıldırtıcı bir sessizlik içinde bulunmasını Abbas, kabul edilemez buluyor. Uygur kadınlarına yönelik zulüm, tecavüz ve işkencelerin daha ne kadar acı verici boyutta olması gerekiyor ki kadın örgütleri hareke geçsin diyen Rushan Abbas, dünya kamuoyunun Çin’in propaganda mekanizmasına teslim olduğuna dikkat çekiyor. Onlarca yıldır başörtülü kadınlara Batı ülkelerinde uygulanan ayrımcılığa tepki gösteren İslam ülkelerinin sessizliği ise Müslümanların vicdanı yok mu oldu sorusunu akıllara getiriyor.

Dünya tarihi bir kez daha, kap karanlık bir dönemden geçiyor. Ancak uluslararası kamuoyu, Çin Komünist rejiminin aynalar, sahte ışıklar ve propaganda dumanları ile örülü dünyasında hipnotize olmuş vaziyette hiçbir şey olmamış gibi hareket etmeye devam ediyor. Ancak bu hipnotize durumu, Uygur Soykırımı’na hakkında konuşmayanlara mazeret teşkil etmiyor. Hem gerçek mahkemelerde hem de tarihin vicdanında, Çin’in soykırımına ses çıkarmayarak destek verenler veya onun yaptıklarını küçük göstermeye çalışanlar da bir gün mutlaka bu vicdansızlığın hesabını verecek. Rushan Abbas, bu nedenle, gelecekte bütün bu acı gerçekler gün yüzüne çıktığında kimsenin ben bilmiyorum deme lüksünün de olmayacağını vurguluyor.

Share

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Campaign for Uyhgurs

We defend the human rights of uyghur people and the free world by exposing and confronting the chinese government's genocide, and empowering uyghur women and youth in the diaspora.

Read MORE

Brüksel’de “Uluslararası Uygur Forumu” gerçekleşti

Brüksel’de “Uluslararası Uygur Forumu” gerçekleşti. Forumda politikacılar, STK temsilcileri, akademisyenler, hukukçular ve Uygur aktivistler bir araya gelerek toplama kamplarının kapatılması için somut olarak neler yapılması gerektiği konusu tartışıldı.

Her şey bir Ramazan’da başladı

Abdullah Oğuz İnsanlık tarihinin en kutlu yürüyüşü, Ramazan ayının 27. gecesi Peygamber Efendimiz’e (sav) gelen mesaj ile başladı. O tarihten itibaren Ramazan ayı Müslümanlar için özlemle beklenen rahmetin,