Dünyanın gözü önünde Uygurlar soykırıma maruz, sesini çıkaran yok!

 (Asım YILMAZ,)

Çin’den çıkan Covid-19 virüsü, bütün dünyayı etkilemeye devam ediyor. Bugüne kadar virüse yakalanan kişi sayısı 4,5 milyonu buldu neredeyse. Vakaların yaklaşık üçte biri Amerika’da. Virüsün ilk ortaya çıktığı ülke Çin’de vaka sayısı haftalardır 84 bin civarında. Ne artıyor ne azalıyor. Pekin yönetimi bugün dünyanın gözü önünde bir tiyatro oynuyor kendi ülkesinde her şey kontrol altındaymış gibi. Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde her şey kontrol altında ama bu iyi anlamda değil, totaliter bir rejimin göstergesi olarak devletin kontrolü altında. Dünya Çin’in virüs hakkındaki yaydığı hikayelere eskisi kadar inanmasa da Pekin yönetimin insanlığa karşı işlediği suçları ve soykırım faaliyetlerini görmemeye devam ediyor. Bunun en keskin ve en acı örneğini ise Müslüman Uygur Türkleri yaşıyor. Doğu Türkistan 2017 yılında, Çin’de doğum oranının en yüksek olduğu bir bölge iken iki yılda bu oranın en düşük olduğu bölgeye dönüştü. Bu inanılmaz düşüş, Pekin Yönetimi’nin Uygur kadınların toplama kamplarına gönderilmesi ve orada çeşitli ilaçlarla doğum yapma yetilerinin yok edilmesinden kaynaklanıyor. Apaçık bir şekilde işlenen bu soykırım karşısında, Amerikan Senatosu’nda daha dün onaylanan Uygur İnsan Hakları Tasarısı’nın dışında güçlü bir ses çıkmış değil.

Milyonlarca Doğu Türkistanlının kamplara gönderilmesi, Uygurların evlerine, Han Çinlilerinin gönderilmesi, 500 bin çocuğun devlet yetimhanelerine yollanması, kızların zorla evlendirilmesi, iş adamlarının mallarına ve mülklerine çökülmesi, yüz binlercesinin köle gibi çalıştırılması, Çin’in soykırım suçları dosyasında duruyor ve her gün bir yenisini ekleniyor. Bunlardan da öte Pekin Yönetimi, soykırım suçlarında Nazilerle yarışacak bir adım daha atmış durumda o da Uygur neslini yok etmek için kamplara gönderdiği kadınlara çeşitli ilaçlar vererek onların çocuk dünyaya getirmelerini engellemek. Bu da tam olarak 1948 yılında Birleşmiş Milletler’de imzalanan ve yürürlüğe giren ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin 2. Maddesinde tanımlanan suçlardan olan “Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak” kapsamına giriyor.

Pekin yönetiminin işlediği bu suçun Doğu Türkistan’daki demografik yapıdaki olumsuz etkisi hemen ortaya çıkmış durumda. Merctornet adlı internet sitesinde William Huang imzasıyla yayınlanan araştırmadaki “İnanılmaz şekilde, Çin’in en yüksek doğum oranına sahip Xinjiang (Doğu Türkistan) bölgesi bir anda doğum oranın en düşük olduğu yere dönüştü” ifadesi yaşananların en çarpıcı özeti. 2019 yılında kayıtlara geçen yeni doğum sayısı 205 bin. İki yıl önce bu rakam 330 bin ile 345 bin aralığındaydı. Doğu Türkistan’da Uyguların ve Han Çinlilerinin demografik değişimini inceleyen Huang’ın yazısına göre, 2009 yılında doğum oranı binde 15 civarında ve yaklaşık 345 bin yeni doğum kayıtlara geçmişti. O dönemde Han Çinlileri arasında oran binde 10 civarındaydı. Bu rakam 2017 yılına kadar benzer şekilde seyretti. Doğu Türkistan’daki Han Çinlilerinin nüfusu arttı ama bu artış doğumdan kaynaklı değil Pekin Yönetiminin bölgeye yönelik zorunlu göç politikasının sonucu.

2017 yılına gelindiğinde yani 2 milyondan fazla Uygur’un toplama kamplarına gönderilmesiyle her şey tersine döndü. Çünkü artık Uygur aileler parçalanmış, kadınlar kocalarından ayrı yerlerde kamplar da Çin hükümeti için bir robota dönüştürülmeye başlanmıştı. Diğer taraftan kamplarda kalan kadınlara çeşitli ilaçlar veriliyordu. Kamplardan kurtulanlardan Mihrigül Tursun, Amerikan Senatosu’nda verdiği ifadede “Ben ve diğer kadın mahkumlara bilmediğimiz haplar ve sıvı ilaçlar veriliyordu. Bunun neticesinde sürekli baş dönmesi yaşanmaktaydı. Aynı zamanda birçok kadın artık adet görmemeye başladı” açıklamasını yapmıştı. Tursun gibi başka kamplardan kurtulan Uygur kadınlar da benzer uygulamaları maruz kaldıklarını anlatmıştı.

Huang, yazısında Uygur nüfusunun yoğun olduğu Hoten ve Kaşgar bölgesindeki duruma dikkat çekiyor. Hoten’de 2017 yılında Uygur nüfusunun artış oranı yüzde 3,1. Bu rakam sadece bir yıl sonra yüzde 0,3’e düşüyor. Doğum oranı ise binde 16.8’den binde 8.6’ya iniyor. Kaşgar’da ise doğum oranı 2017 yılında binde 13 iken bir yılda yüzde 50 azalarak binde 7.94’e geriliyor. Kamplarda Uygur kadınlarının kısırlaştırılması için verilen ilaçların yanı sıra son yıllarda artan şekilde zorla kürtaj yaptırılması da demografik olarak soykırım suçu kapsamında Çin hükümetinin işlediği fiillerden ve bu da bölgedeki Uygur nüfusunun devlet politikası olarak azaldığını gösteren bir başka etki olarak karşımıza çıkıyor.

Uygur nüfusunun yok edilmesi, Çin Komünist Partisi’nin vahşi kapitalist emellerini gerçekleştirmek için Doğu Türkistan’da Müslüman Uygur Türklerini asimile etmek için işlediği soykırım suçlarından sadece biri. Özellikle 2013 yılından itibaren yani, dünyaya ‘geleceğin ekonomi devrimi’ diye pazarlamaya çalıştığı ‘Bir Kuşak Bir Yol’ projesine duyurduktan sonra Uygurlar üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Ve maalesef William Huang’ın dediği gibi bütün dünya bütün bu yaşananlara gözlerini kapatmış durumda.