Dünya, Çin’le teknolojik sınavında sınıfta kalıyor

(Yunus TOPRAK)

Doğu Türkistan’da Müslüman Uygur Türklerinin haklarını savunmak üzere yola çıkan Uygur Hareketi’nin (Campaign for Uyghurs – CFU) Türkçe yayın yapan Twitter hesabı (@Uharaketi yazilmisti) donduruldu. Bugüne kadar mazlumun sesini duyurmaktan başka bir amaç taşımayan ve hiçbir kanun dışı içerik paylaşmayan twitter hesabının dondurulması akıllara bu konuda Çin’in baskısı mı var sorusunu gündeme getirdi.

Bugün, maalesef Birleşmiş Milletler’den (BM) dev şirketlere kadar birçok büyük organizasyon Çin’e bel bağlamış durumda. Dünyanın teknolojik sistemler konusunda Çin’e bağlılığı geçtiğimiz günlerde Forbes Dergisi’nde Alex Capri’nin makalesinde dile getirildi. Makalede yer alan tespitlerin ilki BM’nin 75’nci kuruluş yıl dönümü ile ilgili. BM, küresel çapta bir video konferans düzenlenmek için Çin’in kapısını çaldı. Organizasyonu düzenleyen şirketin “Dünya gelecek 25 yılda nasıl görülmeli” temasını taşıyan konferans için Çin’in en büyük teknoloji şirketlerinden WeChat’in sahibi Tencent ile görüşmesi bir anda batılı ülkelerin dikkatini çekti. Çünkü bu şirket Çin Komünist Partisi’nin gözetleme ve sansür aparatı olarak bilindiği için tepki gösterildi. Tencent de Pekin hükümetinin siber güvenlik kanunları gereğince bütün verileri merkezi hükümete teslim etmekle yükümlü. Alex Capri’nin ‘ironik’ olarak değerlendirdiği bu düzende BM ancak WeChat’i seçerek Çin internet seddini aşabileceğini düşünmüştü. Ancak uluslararası baskı nedeniyle BM bu adımından geri adım attı.

BM’nin geri adım atması, dünyanın geri kalanı için durumu pek değiştirmedi. Covid-19 pandemi günlerinde bir anda popüler olan online toplantı Zoom’un şifrelendirilmiş ve şifrelendirilmemiş veri giriş sistemlerini Çin’de 700 kişiyi çalıştırdığı servis sağlayıcı sistemi üzerinden gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Aralarında NASA, SpaceX ve Tayvan hükümetinin verilerinin Çin’den şifresiz olarak gelmesi üzerine hemen bu organizasyonlar Zoom’u yasakladı. Bir çok organizasyon da Zoom’dan hizmet almamaya başladı.

Burada ortaya çıkan sorun, insan hakları ihlalleri konusunda insanların ortaya koyması ile teknoloji şirketlerinin ve uluslararası organizasyonların Çin’e bağımlı kalması arasındaki dilemma. Amerika’nın kara listeye aldığı en büyük şirketlerden HikVision ki, Doğu Türkistan’daki sanal gözetleme sistemlerinin en büyük kurucularından, aynı zamanda Amerikalı teknoloji şirketlerine çip tedarik ediyor. Amerikalı şirketler bu kara listeyi aşmak için izin alıyor hükümetten. Dünyanın en zengin insanı Jeff Bezos’un sahip olduğu bir dev haline gelen Amazon, virüs günlerinde çalışanlarının vücut sıcaklıklarını ölçecek teknoloji için 10 milyon dolarlık yatırımı yine bir Çinli firma olan Dahua’dan satın aldı.

Bütün bu yaşananlar kurumsal yönetimler için çıtayı yükseltmelerini zorunlu hale getiriyor, özellikle şeffaflık, uluslararası değerlere bağlılık konusunda. Bu noktada “bir şirketin sahipleri sansür ve gizlilik kaybına yol açan teknolojiyi satıyor veya satın alıyor mu” sorusunu gündeme getiriyor yazar. Bunu tespit etmenin maliyetinin yüksekliğine dikkat çekilen makalede, ancak buna karşılık daha az belirsizliğin olduğu sisteme sahip olunacağı dile getiriliyor.

Bugün Uygur Hareketi’nin maruz kaldığı bu sansür de büyük teknoloji şirketlerinin Çin gibi ülkelerin baskısı karşısında eli kolunun bağlı olmasının göstergesi. Ancak şunu kesinlikle unutmamak gerekir ki bugün Çin’in her dediğine ‘evet’ demenin sonu yok. Evet denildikçe büyüyen o canavar bir gün o şirketleri yutacak. Teknolojinin canavara dönüştüğünü anlatan kült çizgi filmlerden ‘9’ da ne diyordu bilgisayar mühendisinin şu ifadesi unutulmamalı “Etrafımıza bakmadan kör bir şekilde teknoloji arayışımız bizi daha hızlı bir şekilde ölüme sürükledi”