Çin’in ‘ötekileştirme’ yöntemi ile soykırımı meşrulaştırması: Uygurlardan uzak duralım(!)

(Asım YILMAZ)

Hitler, Yahudilere karşı soykırımı başlatmadan önce o cehennem günlerine giden yolu propaganda taşları ile döşüyordu. ‘Komünizmin kurucusu Yahudilerdir’ veya ‘Kötülüğün Kaynağı Yahudiler’ gibi sloganlarla bir toplumun başka bir topluma yönelik ekilen nefret tohumları büyütülüyor ve bugün dünyanın unutamadığı bir felaket yaşanıyordu. Bugün Çin Komünist Partisi’nin ileri teknoloji ile inşa ettiği propaganda mekanizması ile Müslüman Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan’daki diğer azınlıklara karşı aynı yöntemler uygulanıyor ve soykırım hedefi haline getiriliyor.

Bir dönem Alman halkanın Yahudilere karşı düşmanlığı körüklendiği gibi bugün Han Çinleri arasında da Uygurlara karşı bir nefret oluşturuluyor. Amerikalı akademisyen Darren Bayler tarafından kaleme alınan ve supchina.com adresinde yayınlanan makalenin başlığı tam da bu durumu özetliyor. “Çinlilerin yemek masasındaki politika: Uygurlar Çok Kötü” başlıklı makalesinde Darren Bayler, Doğu Türkistan’da Han Çinlileri tarafından Uygur Türklerinin nasıl ‘ötekileştirildiğini’ anlatıyor. Bayler’in izlenimlerini aktardığı Lu Yin, Han Çinlileri arasındaki faşizmin nasıl arttığına dikkat çekiyor. Lu Yin’in ailesi Doğu Türkistan’ın güneyinde yaşıyor. Han Çinlilerinden ailesi devlet tarafından işletilen tarım, madencilik ve petrol işlerinin bir kısmını yürütüyor. Orada doğup büyüyen ve Uygur mutfağına seven Lu Yin, Doğu Türkistan’a en son gittiğinde evine yakın bütün Uygur restoranlarının kapalı olduğunu görüyor. Ancak bölgede etkili konumda olan amcası ona bir Uygur ailede yemek ayarlıyor. Yemek sırasında ev sahipleri toplama kamplarında yaşananları anlatmaya başlıyor. Ev sahibi, “Kamplarda gardiyanlar orada kalanlara ‘size bu ekmeği kim veriyor diye soruyor. Eğer devlet başkanı Xi Jinping diye cevap vermeyen olursa ona yemek verilmiyor” şeklinde aktarıyor oradaki zulmün bir sahnesini. Fakat burada Lu Yin’in dikkatini çeken yemeğe onunla birlikte katılan ailesinden kimsenin bu duruma ilişkin herhangi bir şey söylememesi. Hiç kimse neler olup bittiğini sormuyor hatta bazıları kampların ‘sosyal dengenin’ sağlanması için önemli olduğunu orada ‘ayrılıkçılık, aşırılıkçılık ve terörizm’ ile mücadele edildiğini söylüyor. Lu Yin herkesin ‘sloganlarla’ konuştuğunu görüyor. Sloganlar sadece evlerde değil aynı zamanda her yerde posterlerle asılmış duruyor.

Lu Yin’in gözlemlediği sloganlarla dolu konuşma bir dönem Nazi Almanya’sında yaşananlarla paralellik gösteriyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Caner Çakır’ın araştırmasında sloganlarla Yahudiler aleyhine oluşturulan mitlere dikkat çekiliyor. Orada her yere asılan afiş ve posterlerle Yahudi ırkının ‘komünizmin kurucusu’, ‘dış güçlerin arkasındaki grup’ gibi sloganlarla toplum nazarında düşman ilan edilmesinin propagandası yapılıyor. Bugün Doğu Türkistan’da her yere asılan ‘terörizm, aşırılıkçılık ve ayrılıkçılık’ sloganları ile Han Çinlilerinin bilinç altına Uygurların ne kadar tehlikeli olduğu fikri aşılanıyor. Bununla birlikte onların inancı olan İslam dinine tabi olmak da hedef tahtasına konuluyor. Sonuç olarak Han Çinlileri nazarında Uygurlar artık ‘öteki’ kabul ediliyor. Sosyal bilimlerde bir grubu veya bir sınıfı halkı damgalayan imgeler oluşturarak gelişen algı biçimi olarak kabul edilen ötekileştirmenin gözlemlediği Doğu Türkistan’da yaşananlar konu hakkında Tuğba Çay Sağlam ve Mustafa Yaşar’ın makalesindeki tespitlerle örtüşüyor. Söz konusu makaledeki “Öteki acayiptir, tuhaftır, ahlak dışıdır, yadırgatıcıdır ya azınlıktır ya güçsüzdür ya da marjinaldir. Dolayısıyla ‘biz’ ne kadar istikrarı devam ettiren düzenin yeniden üretimini sağlayan ve bu nedenle toplumun var oluş amacına uyansa; ‘öteki’ o kadar düzeni bozan, istikrarsızlık getiren toplumun gelenek, yasa ve normlarının için boşaltan yani ‘tehlikeli’ olandır” bakış açısı bugün Han Çinlilerinin Uygurlara yönelik algısını özetliyor. Darren Byler’in araştırmasında yer alan Lu Yin’in Han Çinlileri arasındaki sohbetlerin yüzde 75’inde konu bir şekilde Uygurların aşağılanmasına geldiğini görmesi gibi. Lu Yin, 2016’da Doğu Türkistan’da günde en fazla 3 kere böyle bir sohbeti görürken şimdi bir günde en az 20-30 defa insanların konuşmasının Uygurlar aleyhine döndüğünü vurguluyor.

Bugün sadece Doğu Türkistan’da değil Çin Halk Cumhuriyeti’nin tamamında basın yayın tamamen devletin kontrolü altında tutuluyor. Bu durumda muhalif veya gerçekleri anlatacak hiçbir alternatif kalmıyor. Tek taraflı devlet propagandasının neticesinde Han Çinlilerinde, Uygur ve diğer Müslüman azınlıklara yapılan soykırımlar meşrulaştırılıyor, insan zihinlerine yerleştirilen kolektif nefret tohumları propaganda ile büyüyor. Kolektif nefretin tohumların aşamaları da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Elif Sandal Önal’ın araştırmasında şöyle sıralanıyor. Birinci aşama kimlikleme, yani sosyal grupların veya toplumların bütünleşmiş ortak bir kimlik inşa etmesi. Bunun karşılığı Han Çinlilerin, kendilerinin ‘Çin toplumunun’ bir ferdi olarak tanımlaması ile görülüyor. İkinci aşama ise dışlama, grubun dışında kalanların tespiti, yani eğer Han Çinli değilsen Uygur veya başka bir millete mensup olabilirsin ancak ‘bizden değilsin’ demek. Üçüncü aşama ise dışlanan grupların ‘tehdit’ olarak görülmesi. Müslüman Uygur Halkına yönelik ‘aşırılıkçı, ayrılıkçı’ gibi bakış açıları onların aynı zamanda tehdit olarak görüldüğü anlamına geliyor. Dördüncü aşama ise ‘erdem’ yani grubun içinde kalanlar ‘erdem’ sahibi olarak kabul ediliyor. Doğu Türkistan özelinde ‘Han Çinlilerinin’ kendilerini ‘erdemli’ kabul edip diğerlerini yok sayma zihniyetinin yansıması demek. Son aşama ise ‘yok etmenin kutsanması’ Bugün bir Uygur Türkü kamplara gönderilip, ailesi parçalanıp, çocukları devlet yetimhanelerine Çinli olsun diye gönderiliyorsa, bu sözde ‘erdemli’ Çin Komünist Partisi’nin ‘sosyal düzeni sağlama’ adına atması gereken bir adım diye düşünülüyor. Bu aşamalardan yola çıkıldığında Elif Sandal Önal’ın dediği gibi, “Soykırım gibi büyü çaplı kötülüklerin temelinde, soykırıma uğrayan kişilerin yaptıkları değil, ait oldukları gruplara yönelik nefret bulunmaktadır” hakikatini unutmamak gerekiyor. Ne diyordu Byler makalesinde Lu Yin’e atıfla, “Ne zaman bir muhabbet olsun, akrabaları hemen ‘Uygurlar çok kötü’ diye atılıyor. Ve sonra ne kadar geri kalmış, nankör ve şiddet yanlısı oldukları hakkında konuşmaya başlarlar”