Çin, Uygurlara yaptığı baskı gibi virüste de dünyayı manipüle ediyor

Çin, Uygurlara yaptığı baskı gibi virüste de dünyayı manipüle ediyor

(Asım Yılmaz)

Amerikan Başkanı Donald Trump, 21 Mart 2020’deki açıklamada, Çin hükümetinin virüs ile ilgili bilgilendirmeyi zamanında yapmadığını söylemişti. Trump, “Keşke, bize neler olup bittiğini daha önce söyleselerdi” demiş ve Çin’in dünyayı ilgilendiren bir konuda ‘çok gizli’ davrandığına işaret etmişti. Coronavirus, Çin’in dünya kamuoyunu istediği gibi manipüle etmeye çalışmasının ne ilk ne de son örneği. Komünist yönetim bunu başta Doğu Türkistan’daki Müslüman Uygur Türklerine yönelik yaptığı zulümler ve diğer azınlıklara uyguladığı baskıları gizlerken de yapıyor. Pekin yönetimini dinleyen insan, orayı günlük gülistanlık bir bölge herkes refah içinde yaşayan bir yer olarak düşünür. Ama gerçekler asla öyle değil.

Amerika’nın önde gelen yayın kuruluşlarından New York Times tarafından yayınlanan araştırma, virüs konusunda Çin’in gereken önlemleri almadığını ortaya koymuştu. Araştırmaya göre virüs, 11 milyon insan yaşadığı Wuhan’da, Aralık ayında ilk olarak görüldü. O dönemde sadece bir düzine insanda olduğunu rapor etti Çinli doktorlar. Halbuki gerçek sayı binlerce idi. O ayın sonuna kadar Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) bile haber vermedi Komünist yönetim. 31 Aralık’ta WHO’ya bildirmiş ve kontrol altında olduğu yalanını söylemişti. Hastalık yayılmaya başladıktan sonra seyahat yasağı da getirmemişti. Ocak ayında 7 milyon insan Wuhan’dan ayrıldı. Ayrılanlar arasında binlerce virüs taşıyan insan vardı. Salgının büyüdüğünü 3 hafta sonra kabul etti, Wuhan şehrini hastalık çıktıktan tam 1 ay sonra karantinaya aldı. Ocak ayında bu şehirden diğer ülkelere seyahate de sınırlama gelmediği için binlerce insan dünyanın çeşitli yerlerine uçtu buradan. Böylece, virüs dünyaya yayıldı. İlk olarak Bangkok, Tokyo, Singapore, Seoul, Hong Kong ve Amerika’da Seattle’a da görüldü virüs. Amerika başta olmak üzere diğer ülkeler birer birey seyahat yasağını getirdiklerine iş işten geçmişti. Artık dünya genelinde 1 milyondan fazla vaka kayıtlara geçmiş durumda. Eğer Çin hükümeti gerekeni yapıp dünyayı zamanında bilgilendirmiş ve tedbirleri almış olsaydı felaket bu boyuta gelmeyebilirdi. Ama Pekin, her zaman ki gibi hadisenin üzerini kapatıp bunu global anlamda nasıl bir avantaja dönüştürebileceğine odaklandı. Tıpkı, Doğu Türkistan meselesinde diğer ülkeleri ekonomik olarak yararlanabileceklerini iddia ettiği ‘Bir Kemer Bir Yol’ projesine yönlendirmeye çalıştığı gibi.

Virüs, dünya genelinde yayılırken, başta Amerika olmak üzere birçok ülkede hem yönetimler hem de düşünce kuruluşları medya ile birlikte Çin’e ne kadar güvenileceğini sorgulayan raporlar yayınlıyorlar artık. Bunlardan biri de geçen günlerde Amerikan yayın kuruluşu Fox News’te gündeme geldi. Habere göre, ABD’li istihbarat servisleri, Beyaz Saray’a gönderdikleri bir raporda, Çin’in virüs ile ilgili yayınladığı istatistikleri manipüle ettiği vurgulandı. Hatta rakamların 3’te ikisi hiçbir gerçekliğe dayanmıyor. Haberde, virüsün tehlikeli olduğu bilindiği halde Çin ancak 2 ay sonra harekete geçtiği de getiriliyor. Bir başka yayın kuruluşu Slate, Komünist yönetimin online platformlar üzerinden nasıl manipüle ettiğini duyurmuştu. Çin’in YY, TenCent ve WeChat gibi mesajlaşma ve sosyal medya platformlarında uyguladığı ağır sansür uyguladığına ve anahtar kelimelerle oluşturulan kombinasyonlarla insanların nasıl manipüle edildiği anlatılıyordu makalede. Dünyanın saygın kuruluşlarından Foreign Policy’de yayınlanan makalede ise, virüsü ilk kez duyuran doktorlardan Li Wenliang’a, ki kendisi de maalesef virüs nedeniyle daha sonra hayatını kaybetti, uygulanan baskının tek bir örnek olmadığı dile getirilmişti. Çin’de hastalığı duyurmaya çalışan üç gazeteci bir anda ortadan kaybedildi. Suçları ise hükümeti ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’i eleştirmek.

‘Uygurlar üzerinde bilgi savaşı’

Yukarıda yer alan bilgiler, Çin’in dünyayı virüsle ilgili yanlış bilgilendirdiğini gösteren yüzlerce makaleden sadece birkaçı. Çin’in global felakete dönüşen bu durumda takındığı tavır aslında yeni değil. Çünkü aynısını Doğu Türkistan’da kurduğu toplama kamplarında ve diğer insan hakları ihlallerinde de yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Yıllardan beri sadece İslam dinini gereği gibi yaşamak isteyen Uygur Türklerini dünyaya ‘terörist’ olarak tanıtmaya çalışıyor. Onlara göre bir Uygur içki içmiyorsa, camiye gidiyorsa, domuz eti yemiyorsa ve kendi kültürünü yaşamaya çalışıyorsa o ‘aşırıcı’dır bu nedenle kamplarda eğitime tabi tutulmalıdır. Ki ne zaman Çinli bir yöneticiye kamplar sorulsa cevabı ‘aşırılıklarını törpülüyoruz’ şeklinde olur. Washington D.C merkezli yayın kuruluşu The Diplomat, Çin’in ‘bilgi savaşları’ olarak tanımlanabilecek sistemle Uygurlara karşı nasıl baskı uyguladığını incelemişti. Buna göre 2014 yılından itibaren Çin, Xinjiang yani Doğu Türkistan’da, ‘düzeni’ sağlamak için dijital teknoloji ile tahkim edilmiş totaliter bir sistem uyguluyor. Büyük yerleşim merkezlerini ‘Skynet’ adlı elektronik sistemle gözetleme, araçlarda GPS, yüz tanıyan kameralar ve akıllı telefonlara yüklenen çeşitli uygulamalarla sürekli takip. Bunun neticesinde de elde ettiği verilerle milyonlarca Uygur’u ‘terörist şüphesi’ ile toplama kamplarına yolluyor. Massachusetts’te yaşayan Ablatt Mahsut’un yeğeninin sadece Kur’an-ı Kerim’i telefonuna dijital olarak indirmesinin onu kamplara gönderilmesi için gerekçe gösterilmesi örneğinde olduğu gibi. Çünkü, Komünist Yönetime göre, Kutsal Kitabı telefona indirmek ‘aşırı dinci’ işi olur ancak.

Müslüman kimliğini yaşamak ‘hastalık’mış!

Çin yönetimi, tıpkı virüs olayında olduğu gibi bambaşka bir resim çizmeye çalışıyor dünya kamuoyuna karşı. Bu resimde, dinin gereklerini yaşamak ‘sapkınlık’ olarak tasvir ediliyor. Üstelik bu aynı zamanda ‘radikalizm ve terörizm’ haline gelmiş bir ‘tümör’. O nedenle Uygurların tedavi edilmeye ihtiyaçları varmış ve kamplara gönderilmeliymiş. Kamplarda insanlara nasıl baskılar yapıldığı bizzat yaşayanlar tarafından anlatıldığı halde oralar sadece ‘yeniden eğitim’ yeri imiş. Halbuki Uygur Hareketi Direktörü ve kurucusu Rushan Abbas’ın kız kardeşi Gulshan Abbas emekli bir doktor, kendini yetiştirmiş bir insan hiçbir eğitime ihtiyacı olmadığı halde sırf, intikam amaçlı kaçırıldı ve bu kamplara gönderildi.

Ama nasıl ki virüs konusunda, Çin’in yalanları bir bir ortaya dökülüyorsa toplama kampları konusundaki yalanları da ortaya çıkıyor. Üstelik, bizzat propaganda yapmak için oraya götürdükleri heyette yer alan Kanada vatandaşı Arnavut kökenli Akademisyen Olsi Jazexi’nin daha sonra “Bizi oraya davet etmelerinin temel amacı toplama kamplarına dair yayınların uydurma olduğunu göstermekti. Ancak gördüklerim şok edici idi gözlerime inanamadım” diyerek Pekin yönetiminin propagandasını boşa çıkarması gibi.