Çin, Uygur halkını asimile için yargıyı oyuncak gibi kullanıyor

(Asım YILMAZ)

“Çin hükümetinin elinde babamı suçlayacak hangi deliller var?”

“Çin hükümeti babamın bağımsız bir avukat tutmasına neden izin vermedi?”

“Eğer ellerinde bir delil varsa bunu yayınlayabilirler mi?”

“Mahkeme neden çok gizli bir şekilde yapıldı?”

Bu sorular Doğu Türkistan’ın önde gelen tarihçilerinden Iminjan Seydin’in kızı Samira Imin’in, babasının 55’nci doğum gününde Çin hükümetine babasının neden tutuklu olduğunu öğrenmek için sorduğu adil yargılama hakkı kapsamındaki sorular.Imin, “Eğer Çin hükümeti kanunlara göre en temel hususları içeren bu soruları cevaplamıyorsa benim babam, yasalara aykırı bir şekilde tutuklanmış ve hapse atılmıştır” diyor. Uygur Hareketi (Campaign For Uyghurs) da Iminjan Seydin’in doğum günü vesilesi ile yayınladığı mesajda Komünist Parti Yönetiminin profesörleri, doktorları, gazetecileri, yazarları, şairleri ve diğer aydınları susturarak Uygur Kültürü’nü tamamen yok etmeyi amaçladığını vurguladı. Uygur Hareketi mesajında Iminjan Seydin’in bir an önce serbest bırakılması çağrısını yineliyor.

Iminjan Seydin’in yaşadıkları, bugün Doğu Türkistan’da Pekin yönetiminin hukukun arkasını dolanarak ve yargı oyunları ile bir toplumu yok etmenin en çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor, tıpkı bir başka önemli isim Ilham Tohti’nin başına gelenler gibi. Tarihçi ve yayıncı Iminjan Seydin, 2017 yılında Çin’in ‘eğitim merkezi’ diye dünyayı ikna etmeye çalıştığı kamplara gönderildi önce. Burada bir yıl kaldıktan sonra da göstermelik bir mahkeme ile tutuklanıp hapse atıldı. Seydin’e 15 yıl hapis ve 500 bin yuan para cezası verildi. Gerekçe ise her zaman ki gibiydi, “Aşırılığı desteklemek” Peki ne yapmıştı Seydin, 15 yıl ceza gerektirecek suçu neydi? Kişisel gelişim kitaplarını Uygurca’ya tercüme etmek. Stephan Covey’in “Etkili İnsanların 7 Özelliği” adlı kitabı paralelindeydi, Seydin’in üzerinde çalıştığı eserler. Kişisel gelişim kitaplarının tercüme edilmesi Çin hükümetinin bahanesiydi. Aslında kızı Samira Imin’in dediği gibi Tarihçi Seydin’in Uygur kültürüne sahip çıkması ve onu dünyaya tanıtmasıydı perde arkasındaki gerekçe.

Devlet sırrı manivela gibi kullanılıyor

Amerika’da San Fransisco Merkezli The Dui Hua Foundaiton’un internet sitesinde ‘Çin’de adil yargılama hakkı’ üzerine bir makale yayınlayan Joshua D. Rosenzweig’in yazısı Seydin ve diğer Uygur aydınlarının haklarının nasıl ihlal edildiğini ortaya koyuyor. Rosenzweig, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 16 Aralık 1966’da kabul edilen ve 13 Mart 1976’da yürürlüğe giren Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak adil yargılamanın önemine dikkat çekiyor. Bu sözleşmede adil yargılama hakkı şöyle teminat altına alınıyor. Şöyle ki “Herkes, kanunla kurulmuş yetkili ve bağımsız bir mahkeme tarafından adil ve halka açık bir duruşma hakkına sahiptir. Mahkeme duruşmalarının kamusal niteliği ‘bireyin ve toplumun yararına önemli bir güvence’ olarak düzenlenir.” Bu hak sadece iki durumda kısıtlanabiliyor birincisi, evlilik, çocuklar ve çocuklara dair vasiyet hususlarında, ikincisi ise ‘ulusal güvenlik’. Ulusal güvenlik ise devlet sırları çerçevesinde belirleniyor. Çin Komünist Partisi’nin bugün Uygur halkının adli yargılama hakkını ihlalinde, Seydin örneğinde olduğu gibi, ‘ulusal güvenlik ve devlet sırrı’ bir manivela olarak kullanılıyor. Rosenzweig, Çin’in ‘devlet sırrı’ kavramını aşırı muğlak ve esnek sınıflandırma standartlarında kullanması için orada şeffaf bir adil yargılama için engel oluşturuyor. Özellikle gizlilik sınıflandırmasına tabi konuların geniş bir yelpazede mahkemelerin kamuya açık yapılmasını kısıtlamak için kullanıldığına dikkat çeken Rosenzweig, bu durumun sanıkların adil yargılama hakkına tehdit oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Uygur Akademisyenlerden Erkin Emet de Doğu Türkistan özelinde Çin’in Terörle Mücadele Kanunu’nu nasıl baskı aracı olarak kullanıldığını vurguluyor. Bu kanunun 104. Maddesine göre ‘ulusal politikayı eleştirmek’ amacıyla yapılan düşünce ve konuşmaların terör suçu olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Pekin yönetiminin Doğu Türkistan politikasını eleştirmek bu eleştiriyi yapanları ‘terör suçlusu’ kapsamına sokuyor. Kapsamı son derece geniş ve muğlak bu madde nedeniyle binlerce Uygur, yerel emniyet güçlerinin de görevlerini kötüye kullanmasının de etkisi ile terörist olarak nitelendiriliyor. Sonrasında da ya toplama kamplarına gönderiliyor ya da göstermelik bir mahkeme ile tutuklanıp hapse atılıyor. 2017 yılının Mart ayında Uygur Özerk Bölgesi Halk Kurultayı’nda kabul edilen ‘aşırılığa karşı uygulama yönetmeliğine’ atıfta bulunan Emet, bu düzenleme ile 15 eylemi aşırılığın işareti olarak kabul edildiğini belirtiyor. Bu yönetmelikle birlikte aşırılığa karşı alınan tedbirler kapsamında Doğu Türkistan’da açık bir hava hapishanesi inşa ediliyor.

Çin’in bütün dünyanın gözü önünde bu kadar pervasız davranmasının temelinde ise BM’deki etkin gücü yatıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Komünist Parti Yönetimi’nin Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri nedeniyle hesap vermeyeceğinden emin olduğuna dikkat çekiyor.

Uyghur Hareketi Kurucusu ve Direktörü Rushan Abbas, “Uluslararası kamuoyuna Çin’in 21. Yüzyılda işlediği bu suçlara karşı harekete geçmeye ve hesap sormaya çağırıyoruz” diyor. “Eğer sesimizi yükseltmezsek bu daha da kötüleşecek” diyen Tarihçi Iminjan Seydin’in kızı Samira Imin, babasının serbest bırakılması için mücadelesine hiç ara vermeden devam ediyor.